Mart 31, 2007

The Queen Izlenimleri

Bazi kisiler vardir olumlerini millet-din ayrimi olmaksizin herkes hatirlar.Olum tarihinden bahsetmiyorum,o kisilerin olumlerini ogrendikleri anda ne yaptiklarini unutmaz insanlar.Amerikalilar icin bu JFK'dir,bizim yakin tarihimizde benim icin mesela Turgut Ozal'dir.Yasi tutanlar icin Ataturk'un olumunu duymak hafizalarindan asla silinmeyecek bir andir.
Ilginc bir sekilde bu insanlardan biri de Galler Prensesi Diana.Gerekli gereksiz tarihleri tutarak beni sasirtan hafizam 31 Agustos 1997 gununu Lady Di'nin olumuyle ozdeslestirmistir coktan.O zaman dilimiyle butunlesen diger sey ise benim dort senemi gecirecegim Bilkent kampusunu kayit olmak uzere gittigimde ilk kez gormemdir (simdi olsa tercih etmeden once gidip bakayim derdim,ama oyle bir kosusturmaca icinde oluyor ki insan gorucu usulu tercih ediyor universiteleri).
Bugun bile anlam veremedigim bir sebepten Diana'nin olumu beni cok etkilemisti.Acaba cagdas masal prensesi gibi baslayan hayatinin aslinda hic de sandigimiz gibi olmadigini aciklamaktan sakinmayan bir kadinin oyle kolayca olecegine inanmamak miydi sebep,bilmiyorum...Aslina bakilirsa guzelligi ile goklere cikartilan Diana'nin -tipki pek cok diger Ingiliz kadini gibi-guzel oldugunu dusunmedim hic.Fazlasiyla uzun boyu,simdi gozume orantisiz gelen hatlari ve pek cok Ingiliz kadini gibi ifadesi olmayan yuz hatlari vardi.Charles icin cok fazla oldugu muhakkak-o dengini aslinda kendi coktan bulmus,simdilerde 'at' benzetmesiyle Jay Leno esprilerinin baskahramanlari-ama bence onu oldukten sonra iyice efsane haline getiren 'normal' insan acilari yasadiginin bilinmesiydi.
Bir turlu filme giris yapamamis gibi gozuksem de aslinda filmi anlamak icin Diana'yi bilmek gerekiyor.The Queen adi ustunde Churcill dahil butun basbakanlarin kraliceligini yapmis II.Elizabeth'in Diana'nin olumunden itibaren bir hafta icinde yasadiklarini anlatiyor.
Yarim gunu gecmeyen bir Londra gezisinde mihmandarlik yapan yasli bir Ingiliz 'kralicenin benim gibi sokakta dolasma luksu,alisveris yapma zevki' yok deyince aslinda normalde kulfet saydigimiz pek cok seyin lutuf oldugunu fark etmistim.Yine de dunyanin genel durumu,milyonlarca evsiz,ac,hasta insan gozonune alindiginda kraliyet ailesi uyesi olarak dogmus olmanin getirdigi problemlere uzulemiyor insan.Kralice de aslinda oy verme hakki bile olmayan ve kendisine sistemin getirdigi sorumluluk ve kimlikten kacma ihtimalini bile dusunemeyecek bir insan.Hos,tarihte istedigi kadinla evlenmek icin tahttan vazgecmis atalari da var.
Film boyunca protokol ve devlet geleneklerinin bir insanin yasamini ne kadar yavan hale getirdigini anlamak mumkun.Kralicenin insan yonune vurgu yapilmaya calisilmis,ama buna ragmen film yari belgesel-yari tahmin halinden kurtulamamis.Helen Miller kraliceye o kadar cok benzetilmis ki bilmesem kimin oynadigini asla bir tahminim olamazdi.Zaten filmi gorulmeye deger kilan tek sey de kadinin oyunculugu.
Tony Blair'i canlandiran karakter de muthis benzemis bence.Onun disinda Diana'nin olumu ile baslayan kraliyet-halk catismasi bence fazla abartilmis,bu konu da bir film cikarmaya yetmemis.Halbuki soyle kralicenin uzun yasamindan insani kesitler verilse daha carpici olabilirmis.Onun yerine bol bol 1997'den hatirladigimiz haber,demec ve goruntulere yer verilmis.
Kisaca the Queen'i iyi ki sinemada gormek icin zahmet etmemisim.Hollywood filmleri pazarlamada oyle basarili ki insan merakina yenik dusup zamanini hak etmeyen yapimlara yoneliyor.

Ses Gecirmeyen Kulaklik Bulma Sorunu

Yagmurlu bir Cumartesi gununde evden cikmak gibi bir niyetim yoktu.Zaten kaotik olan Istanbul trafigi zaman ve mekan gozetmeksizin tanimlanamaz hale geliyor.Ne var ki apartmandaki tadilat sesi sokaktaki kazi calismalariyla birlesince 'noise cancelling headphones' almak icin cok gec bile kaldigimi anladim.Evdeki trafikten bahsetmiyorum bile.
Once Teknosa'ya bakmak gerekir diye dusundum.Orada sadece bir markaninki varmis ve kalmamis.Onun uzerine Cevahir'de elektronik satan her yere sordum.Isin tuhaf kismi Turkce tabirlerle anlatmaya calissam da saticilarin yuzunde once 'ne diyor bu' ifadesi olustu.Kucuk bir sehirde ariyor olsam anlayacagim,ama Istanbul'un gobeginde ses gecirmeyen/iptal eden kulaklik diye bir seyden haberleri yok elektronik saticilarinin bile.Ironik olan ise aslinda o kulakliklara en cok bu sehirde ihtiyac var bence.Bilseydim basima gelecekleri ABD'den gelirken mutlaka alirdim,ama orada hic ihtiyac duymadim ki...
Cok yakinlarda gelecek kimse de yok sansima.Amazon'dan ismarlasam kimbilir ne kadar zamanda ulasir bana...

Olum Hic de Uzak Degil

Olumun yuzu soguktur ve pek hatirlamak istemez insan yakinligini bilse de.Ancak cok yakinimizdan birini aldiginda carpar bizi olumun gercekligi ve uzak olmadigi.
Bu sabah mutfagi toparladiktan sonra masanin uzerinde duran bilgisayarimi alip iceri gidecektim.Ellerim nemli olmali ki fise uzandigimda neye ugradigimi sasirdim.Bir iki saniyeden cok surmus olamaz,ama elektrik carpmasinin ne kadar kotu olabilecegine dair cok iyi fikir edindim.Sebep aslinda ellerimin tam kuru olmamasi degil de bilgisayarimin fisini Turkiye'ye uyumlu hale getirmek icin kullandigim uc ile fis arasinda degmesi parmagimin.Hani cizgi filmlerde elektrik carpmasi karakterin zangir zangir titremesiyle gosterilir ya aynen oyle oldugunu dusundum o bir iki saniyede ve daha da kotusu cidden olebilecegimi dusundum.
Olmek bir sey degil,yani zaten insan yasadikca dunyanin oyle matah bir yer olmadigini da anliyor ama oteki tarafa, yani asil sinava hazir miyim o korkuttu beni.
Hem diyorum ya Istanbul'da yasayan biri her an tahmin edilmedik sekilde olebilir.Demek ki evde hic beklemezken de gelebilirmis olum.

Izlenme Ugruna Yapilan Sacmaliklar

Evet,yine Hatirla Sevgili'den bahsedecegim.Bir dizinin beni bu kadar cileden cikaracagini dusunmezdim dogrusu,ama oyle sacmalamaya basladilar ki artik klasik Turk filmlerine dondu guzel baslayan dizi.Bir kere artik siyasi olaylar baslangictaki ana kahramanlarin devreden cikmasiyla eski heyecanini yitirdi.Anlasilan o ki sirf 70 ve 80 darbesini de islemek icin uzatacaklar diziyi.
Bu arada haliyle olan dizinin Mecnun'u Ahmet'e oluyor.Yasemin'le ayrilmalarina sebep olan olaylar nihayet ortaya cikti cikmasina ama Ahmet'in cocugu olan Ruya'nin Necdet'le bagi nedeniyle vazgececek gibi Yasemin guya buyuk askindan.Hadi diyelim Ahmet'i ikinci kez yikacak acimadan,ama o kadar firsat varken neden Ruya'nin onun kizi oldugunu soylemedi?Hem babanin hem cocugun bilmeye hakki varken senaristler seyirciyi sinir etmeyi uygun gormusler.Cocuk bes yasindayken mi gercek babasini tanimasi iyidir koprulerin altindan daha cok sular aktiktan sonra mi?
Senaryoda etkisi olanlari bir bilsem ya da bulsam soyleyecek lafim cok.En onemsiz detaylar ortaya cikti,hatirlandi ama cocugun gercek babasi hala bir sir.
Izlenme ugruna bu kadar surundurulur mu seyirci?Evet,ortada 'para' varsa elbette,ama tadinda birakin su hikayeleri,bitmesi gerektiginde bitirin....

Mart 30, 2007

Lost ve Insan Insanin Kurdudur


Bir haftada 25 bolum Lost izleyip ilk sezonu bitirdikten sonra vardigim ilk sonuc dizideki mesajlarin siyaset biliminin temel ogretileriyle ne kadar ortustugu oldu.Ilk iki sene neredeyse siyaset bilimi ve alakali dersleri alirken insan dogasi uzerine teorileri ogrenir ve bu varsayimlardan yola cikilarak hazirlanmis toplumsal sozlesmelerin mantigini anlarsiniz.Temel olarak insan iyidir ya da insan insanin kurdurur diyen teorisyenler farkli noktalardan baslasalar da duzenin, yani devletin gerekliligi konusunda birlesirler.
Lost'ta 16 yildir adada yasayan Fransiz kadinin bir cumlesi kaldi aklima ozellikle: Birlikte yasadigin insanlarin zamanla neye donusecegini gor.
Gercekten de soz konusu olan hayat olunca-hele de duzeni saglayan bir otorite yoksa- insanlarin birbirine guveni sarsiliyor ve herkes kendi kurallarini koymaya basliyor.
Dizi hala tahmin edilemeyen olaylarla ve sirlarla dolu olsa da temel olarak daimi bir hayatta kalma savasi olacagi kesin.Ucaktan kurtulanlar arasinda baglar kuruluyor kurulmasina ama 'digerleri' ortaya ciktikca 'insan insanin kurdudur' varsayimi daha agir basacak gibi.
Biraz da karakterlerden bahsedeyim.Ucaktan 40'in uzerinde yolcu kurtulmus olsa da olaylar en fazla 10 kisinin etrafinda dolaniyor.
Jack: Tahmin edilecegi gibi yakisikli doktor Jack herkesin kahramani ve en guvenilen insan konumunda.Simdilik adada ya da gecmisinde hic bir hatali davranisina rastlamis degiliz.Tam tersine fazlasiyla sorumluluk sahibi,duyarli bir adam.Yalniz ilginc bir sekilde kendisi bazi olaylari saklama konusunda insiyatif kullandigi halde daha supheli tavirlari olan John'a ayni hakki tanimiyor.Yine de oyle bir karakter ki Jack ne yapsa seyirci de adadakiler de mazur gorecek halde.Dogrusu benim de favori karakterim o.
Kate:Dizinin guzel kizi ve gecmis yasaminda yaptiklarini normalde asla tahmin edemeyecegimiz kisisi .Herkesin yasaminda kesitler gosterilse de hala parcalar birlesmedigi icin en bastan neden kactigini anlayamiyoruz.Ayrica hala Jack'e mi Sawyer'a mi bir seyler hissediyor anlayabilmis degilim.Jack gibi 'ornek' bir adama yakistiramasam da Kate'i erkek bu,belli olmaz.Ayrica adada herkesin yeni bir yasami var adeta.
Sawyer: Gercek adi bu olmasa da guneyli serseri tipli adamin artik ustune yapisti.Jack'i bastan beri rakip goren ve igneleyen bu adamin da hayatini ogrendiginizde ona sempati besliyorsunuz.Sanirim ben boyle guneyli karakterleri seviyorum filmlerde.Onceki yasaminda womanizer olan Sawyer iyi bir sevgili potansiyeline sahip ama kendisinden koca olmayacak tiplerden.
John Locke: Kurtulanlar arasinda en gizemli gecmise sahip olanlardan.Adadaki sir dolu hali de kendisinden suphe duyulmasina neden oluyor.
Charlie: 'Junkie' olmasina ragmen en sevdigim tiplerden biri.Sorumsuz rockci goruntusunun altinda sefkatli ve naif biri var.Claire'e yakinlik duymasinin ilk sebebi gecmisinde kendisine 'sen kimseyi koruyamazsin' tarzi asagilanmalar duymasi gibi geliyor bana.
Said: Irak'ta Cumhuriyet Muhafizi olarak gorev yapmis bir asker olan Said en favori karakterlerimden.Dizi boyunca Araplar konusundaki onyargilara acikca gondermeler yapilmis ve ilk defa bir Ortadogulu sapsal imajindan kurtarilip elinden is gelen,kafasi calisan bir adam olmus.Arada buyuk kelimeler kullanmasi ve aksani hosuma gitmeye basladi.Adanin aptal ve ise yaramaz imajli kizi Shannon'la yakinlasmasi ise surprizlerden.

Daha uzar bu karakter ozetleri.Dedigim gibi en basarili kismi bu bence dizinin.Seyrederken senaryoyu yazanlari,yazarken aralarinda gecen konusmalari merak ediyorum resmen.Bence en onemli ve takdire sayan kismi da bu zaten.Bu kadar siradisi ve surprizlerle dolu karakterlerden bir senaryo ortaya cikarmak.

Gercek hayatta oldugu gibi dizide de obez Hispanik Amerikali Hurley'in gecmisi sonlara birakilmis.Ilginc bir sekilde insanlarin dis gorunusleri konusma tarzlarini belirliyor adeta (bkz. Jack vs. Hurley).Cesitli milletlere yonelik onyargilar Koreli cift anlatilirken guzelce eklenmis bir de.

Lost'la birlikte ucakla uzun yolculuklara cikma hevesim azaldiysa da Avustralya merakim artti.
Bir de aksanlarina alistim bu sayede,hosuma bile gidiyor artik...

Mart 29, 2007

Tatil

Kac aydir gorunurde tatildeyim,ama tatil zorunlu bir bekleyis ya da ara halinde olunca hic bir ise yaramiyor.Hele de cogunlukla evde oturuyor ve degil artik evden cikmak bile istemiyorsaniz.
Simdi Istanbul'dan uzakta olanlar bana bu sehirde yapilabilecek tonla seyi sayabilirler,ama buradayken oyle olmuyor.Zaten burada kalan arkadaslarimin isleri gucleri,aradaki mesafe derken Istanbul'da olmanin bir katkisi olmadigini hissediyorum hayatima.
Benim ciddi olarak guzel bir tatile ihtiyacim var.Zihmini evde birakamam ama guzel bir mekan degisikliginin faydasi olabilir.Aslinda belirsizlik sonuclanmadikca ve ben memnun olacagim bir rota cizmedikce onun da faydasi olmayabilir.Bir de zaten kimle gidecegim?Hep dedigim gibi tatil ve gezme icin uc sart var: zaman,eslik edecek birileri,ama kafa dengi birileri ve para.
Belki havalar duzelince tek basima bir plan yaparim.Cok sacma gelecegini biliyorum kulaga ama bazen Lost'taki gibi bir adada olsaydim bile diyorum artik.
Benim 'restart' yapmam gerektigi kesin de bence artik o kesmeyecek beni.Bir reset lazim.
Edit: Resim (Mauritius) cok klasik bir tatil anlayisina uygun oldu,ama benim ruya tatil deyince aklima ilk resimdeki gibi bir yer geliyor.Oralardan bikinca alternatiflere sira gelebilir:)

Mart 27, 2007

Cem Uzan Kabusu Geri Dondu

Ulkemizin gelmis gecmis en buyuk dolandiricilarindan Uzan Ailesi'nin ulke icinde yasal olarak kalabilen tek uyesi Cem Uzan secim yaklastigi icin akil almaz vaadleriyle tekrar ekranlari kirletiyor.2002'deki secimlerde aldigi oyu dusundukce kandirabileceklerinin oranini dusunup korkuyorum.
Hadi diyelim butun hirsizliklarina,hortumlamalarina ragmen adam dokunulmazlik zirhi alabilmek,ailesini kurtarmak icin utanmadan cikiyor meydana,ekranlara en cok TV seyredilen saatlerde reklam veriyor,milletin gozunun icine baka baka inanmadigina emin oldugum seyleri soyluyor,kisaca kaz gelecek yerden tavuk esirgemiyor, ya bizim ona sadece tipi duzgun diye oy veren insanlarimiza ne demeli?Ayrica neredeydi bu Genc Parti 5 yil boyunca?Milletin sorunlari secimler yaklasinca mi aklina geldi?
Mide bulandirici bir populizm ve hamaseti karistirip halka yalan soyleyen Uzan'a bu kez 2002'deki kadar kredi verirse bu millet artik umudumu kesecegim ben.
Kardesimin deyimiyle reklamlari 'saka gibi' adamin.Ibret olsun diye gormek lazim...
Uzan'in derdi baska ama,gercekten de ise yarayan insanlar ya kaciyor,ya kendi isine bakiyor bu ulkede pislige bulasmamak icin; hic bir isi basaramayan her isin kotusu ise siyaseti meslek ediniyor.
Bu kadar kotusune mi layik bu ulke gercekten?

Binbir Gece Komedisi


Ilk bolumlerdeki sansasyonunun etkisiyle izlenmeye devam eden Binbir Gece'yi artik komedi dizisi niyetine seyrediyorum.Dizi o kadar takilmis plak havasinda ve diyaloglar o kadar zorlama hale geldi ki artik seyrederken yazi yazabiliyorum su an oldugu gibi.
Bir kere olur olmaz yerde gerginlik muzikleri,uzun uzun ve yapay gelen ask acisi sahneleri insani biktiriyor.En kotusu de Sehrazat'in saclarini daima iyice gerip at kuyrugu yapmasi ve ortadan ayirmasi.Boyle eski donemlerin ogretmen saciyla 'hafif degil bu kadin' imaji mi vermeye mi calisiyorlar?Ayrica Sehrazat'in bakislari da sinir etmeye basladi.Asik bir insan neden o kadar gergin bakar,bu tavirlar karsidaki adami bezdirmez mi?
Diziye renk veren Burhan Bey ve Fisun sadece neredeyse.
Ayrica bu Onur ve Kerem beyler nasil holding patronlari?Ne zaman calisiyor bu adamlar?Tum dertleri kadinlar,liseli asiklar gibi gunduz gunduz dalip gitmeler...
Kisaca bu dizi 'overrated' diyorum,ama hala en cok izlenenidir gunun herhalde.

Basarisizligin Tadi

Madem blogum bir nevi gunluk halini aldi-bugun fark ettim ki 777 post'a ulasmisim-moralimin ve kendime inancimin yerlerde surunmesine yol acan seylerden de bahsedebilirim.
Doktora programi icin Washington DC'deki en iyi 5 okula basvurmustum.Gecen haftadan beri dort tanesinden red gelince basarisizligin tadini daha once ciddi sekilde hic tatmadigimi fark ettim.O okullara dunyanin her yerinden super donanimli insanlar basvuruyor,ama yine de red cevabi insani kotu etkiliyor.Chicago'dan kendi istegimle donmus, Temple'dan da masterimi bitirdikten sonra degisiklik istedigim icin ayrilmistim,ama simdiye kadarki akademik cabalarimin hicbirinde red sozkonusu degildi.Sanki hayatimin baska alanlarinda isler yolunda gitmeyebilir baska insanlarin etkisi soz konusu oldugu icin,ama akademik bir hayalkirikligi cok kisisel geliyor insana.Yani baska deyisle, this time I took it personal.
Ayrica demek ki benim oncelik listemde okul ve akademik isler gercekten ilk siradaymis.Isin ilginci su an bos hissediyorum icimi.Zira ne hissetsem degismeyecek durum...

Mart 26, 2007

Hem Suclu Hem Guclu

Bu sabah ruyamda birileri bir seylere vuruyordu cekicle.Uyaninca anladim ki yan bloktaki tadilattan gelen ses ruyama karismis.Saate baktikm 9.12'yi gosteriyordu.Demek yine 9'da basladilar diye sinirlendim haliyle.Bu kez evde soylenmek yerine sorunun kaynagina ulasmaya karar verdim.Uzerime mantomu alip aynaya bile bakmadan ciktim evden.Yan binanin apartman gorevlisi de bizim binadan cikiyordu,boylece onu aramak zorunda kalmadan daire numarasini ogrendim.Adamcagiz 'ev sahibi sikayeti olan bana gelsin diyor' dedi.Bu nedenle asansor basinda o binada oturanlara gurultuden sikayetci olup olmadiklarini sordum.Iki kisi de rahatsiziz dediler.
Benim odamin bitisiginin bir ustu olan dairenin kapisini caldim.Icimden de 'once kibarca soyle Sevgi' dedim,ama icimden bir ses kibarlik ise yaramayacak diyordu.Kapiyi acan adam daire sahibi mi yoksa usta mi sormadim bile ki aslinda ilk onu sormam lazimdi.Uzun zamandir gurultuye sabrettigimizi,ama son 2-3 gundur sabah 9'da basladiklarini,en azindan bu saatte baslamamalarini soyledim sakince.Adamin evlere senlik cevabi:9'da baslamadim ki.Gozum saat aradi etrafta,ama kol saatim,cep telefonum yoktu.'Su anda diyelim 9.20 saat,ama iste 9'da basliyorsunuz' dedim.Yani adam 9.02'de basliyorsa onu soyledi herhalde!
Ben 'en azindan daha makul bir saatte baslayin,Cumartesi bile boyle uyandik' deyince adam 'bakin 8'de baslamadim,9'da basliyorum en erken' deyince benim tepem atti.Sanki adam lutufta bulunuyor.Hem suclu hem guclu tavrinda.Anladim ki konusmak bos,'aferin,boyle devam edin,hatta durmayin sabah namazini muteakiben baslayin' diyerek ve sesimi biraz da yukselterek ayrildim oradan.
Eve geldigimde annem 'naptin,ses kesildi' dedi.Neyse ki inadina daha cok gurultu yapmadilar.Yarim saat durdu ses.Simdi saat 10.10 ve devam ediyorlar.Ben de salona indigim icin daha az duyuyorum.Bir yandan da Allah razi olsun adamlardan,istedigim halde erken kalkamiyordum diyorum artik.Galiba boyle yaklasmak lazim hem suclu hem guclu milyonlarca insanla cevrili oldugumuz bir toplumda.
Biz de cok tadilat yaptik.Bir kisminda ben evdeydim,cogunda haberim bile olmadi,ama benim sozum gecse biz de dahil herkese belli saatler,gunler belirlensin derim.Almanya'da kuzenimin evinde 10'dan sonra banyo bile yapilmadigini ogrendigimde sasirmistim,ama artik hak vermiyor degilim.Birlikte yasamak zor is,Lost bile bir anlamda bunu anlatiyor aslinda.Birlikte yasamak zorunda olan insanlar kurallar koymak ve uymak zorunda.
Bu gidisle ben de bir sosyal sozlesme ornegi hazirlayacagim Turkiye'ye ozel:)...
Beni herseyden fazla sikayetci bulan ve hayati kendime zehir ettigimi dusunen babam ise gecenlerde su fikrayi anlatti:
Temel araba kullaniyormus.Radyodan bir anons duymus:Suruculerin dikkatine,bir surucu ters yonde ilerlemektedir.Temel soyle demis: Ne birisu ne birisu hepisu hepisu...
Hakli mi acaba:)?

Mart 25, 2007

Yasam Boyu Egitim

Normalde pazar gunleri ozellikle de aksama dogru ruh halim hizli bir inise gectigi halde Arapca kursu basladigindan beri oyle hissetmiyorum.Belki tam zamanli calissam ve bir de ustune Pazarlari derse gitsem bu kadar hevesli olmam,ama bir kez daha anliyorum ki beni ogrenmek,bildiklerimi paylasmak yeri geldiginde ve bir okul atmosferi icinde olmak mutlu ediyor,hayata karsi motivasyonumu arttiriyor.Tabii bunda hocanin ve siniftaki insanlarin uyumlu olmasi da etkili.BUYEM bizi koordinasyon ve lojistik acilardan hayalkirikligina ugratsa da sinifta belli bir frekansi yakaladik.Bugun udi bir arkadas gune guzel baslamamizi sagladi ud calarak sabah sabah.Hep birlikte Tunus'a gitme fikri bile konusuldu.
BUYEM eksikliklerine ragmen isim seciminde isabetli davranmis.Bogazici Universitesi Yasam Boyu Egitim Merkezi.Gercekten de -evet biliyorum cok klise gelecek kulaga-egitim yasam boyu bitmemesi gereken bir sey.Keske kucuk yaslarda tutku duzeyinde baglanabilecegimiz hobiler edinseymisiz,ama gec sayilmaz.Hayatinin temel hatlari yerine oturmus birinin mesleginin cok disinda kurslara gitmesi,yeni bir dalda uzmanlik kazanmasi imkansiz seyler degil.Tam tersine insani hayata bagliyor ve ogrenmek ogrenme hissini kamciliyor.
Turkiye'de bir grup insan gercekten uzun ve yorucu tempoyla calissa da bence ezici cogunlugun fazla bos vakti var.Herkes 'yasam boyu egitim' felsefesine inansa kimsenin dedikodu yapmaya hatta sigara icmeye zamani kalmaz.Gerci bu konuda eskiye oranla bilinclenme var gibi Turkiye'de.ISMEK'in mesela bedava oldugunu sandigim meslek edindirme kurslari var.Ev kadinlari ya da emekliler icin cok mantikli taki tasarimi,kuaforluk ve el becerisine dayanan baska isleri ogretiyorlar sanirim(buralarda ogrenciler pratik amacli calistiklari icin mesela kuaforluk hizmetleri sudan ucuzmus duydugum kadariyla).Bu sadece bir ornek.Isteyene aslinda bir sekilde aciliyor yol.
Aramak,cabalamak lazim bazen cabalamanin sonuc getirmedigini aci cekerek ogrenseniz de...

Mart 24, 2007

Milli Takim Kazandi,Bakalim Ne Kadar Kaybimiz Olacak...

Futbolla uzun suredir ancak cok onemli maclar soz konusu oldugunda ilgilendigim halde bu aksamki milli mac beni bile coskulandirdi.Az once biten macta milli takim 4-1 galip geldi.Elbette sevindik.
Yalniz daha 3. golde silah sesleri duymaya basladim uzaklardan.Az once de bir kac el yine duydum.Neden adam gibi sevinemiyoruz?4-1 gibi super bir galibiyet elde etmisiz,neden iceride illa kayip vermek icin elimizden geleni yapiyoruz?

Lost'a Gec Bir Baslangic

Insan neye uzaksa onun ozlemini duyuyor,orasi kesin.Turk dizilerinden hevesimi almis olmaliyim ki hep duydugum ama bir turlu firsat bulup da seyredemedigim Lost'a baslamaya karar verdim.Amerika'da butun haftasonunu mecburi araliklar harici Lost seyrederek gecirenler duymustum,ama icinde gerilim,suc,macera iceren dizilerden farksizdir diyerek pek kulak asmadim.Buraya gelince Lost hayranliginin farkli olmadigini gorunce bir sey mi kaciriyorum acaba merakiyla bir bakayim su Lost'a ben de dedim.
Konuyu ana hatlariyla biliyordum aslinda.Yine de bir adada mahsur kalmis insanlarin hikayesi ne kadar ilginc olabilir ki diye dusuncesi gecti icimden.Ben boyle dedikce okudugum yorumlardaki hayranlik duzeyi artiyordu sanki.
Dun geceyarisini coktan gecmis bir saatte bismillah deyip actim Divx'i.Gozlerim iflas edene kadar da seyrettim.Uykuya yenik dustugumde 3,5 bolum bitirmistim.
Ilk izlenimlerime gelince: Her Hollywood yapimi gibi burada da daha basindan one cikan ve kahramanlastirilan beyaz-yakisikli-sorumluluk sahibi, yani grubun lideri-gozdesi olmaya aday bir tip var (nedense boyle kahraman tipler hep WASP olur).Tabii boyle bir tipe asik olmasi beklenen ve vucudunda bir gram bile fazla yag bulunmayan bir kadin (hala anlayabilmis degilim duz otesi bir karin nasil oluyor) da ilk bolumden ortaya cikiyor.
Tepkilerden de belli ki Lost o kadar basite indirgenemeyecek bir dizi.Zaten bolumler ilerledikce her karakterin hayatindan kesitler ortaya cikmaya ve insani sasirtmaya basliyor.Simdilik ne oldugu belli olmayan yaratik cinsi bir sey var ortada ki ben gercek olmayan unsurlari sevmedigim icin hosuma gitmedi,ama seyredenler 'dur seyret bakalim, ne cikacak' diyor.
Dizinin simdilik en sevdigim kismi karakterlerin cok farkli secilmesi.Amerika'ya giden bir ucakta olabilecek herkesi kapsiyor sanki.Said adli Irakli Musluman bir adamin olmasi da 11 Eylul sonrasi fobilere gonderme yaptirmis.
Anlasilan o ki Lost'un en onemli ozelligi ne olacaginin tahmin edilememesi.Haliyle binlerce senaryosu bilinebilecek yapima alismis seyirciye de cekici geliyor bu durum.
Bakalim,seyreyleyip gorecegiz...

Bu arada,reklamlarla kaybedilen zamani ve televizyon karsisinda hapsolundugunu dusundukce her seyin DVD'de sunulmasi iyice mantikli geliyor bana.Bazi seyleri geriden takip etmek gerek belki,ama TV'nin kolesi olmaktan iyidir.

Bazen En Guzel Ses Sessizligin Sesi

Virginia'dayken sessizlige bu kadar alistigimi bilmiyordum.Anlamam icin ana caddeye yakin olan,telefonun ve kapi zilinin hic susmadigi kalabalik evimize ve kimsenin tadilatinin bir turlu bitemedigi apartmanimiza geri donmem gerekiyormus.
Ev arkadasimin akrabalarinin geldigi zamanlar orada da haftasonlari gurultu olurdu,ama en azindan balyoz-matkap-cekic vs. gibi seslerle uyanmazdim.
Dun sabah bitisik duvarimizin oldugu yan bloktan gelen sesin kaynagini buldum bulmasina apartman gorevlileri araciligiyla .Tadilati yapanlar bitti zaten demisler.En azindan sabah 9'da baslamazlar artik derken bu sabah ayni saatte kafamin icindeydi sanki cekicler.
Insanlara medenice laf anlatamadigimiza gore en iyisi benim baska care bulmam.Keske gelmeden once su 'noise cancelling headphones' denen sesi bloke eden kulakliklardan alsaymisim.
Simdi soyle bir baktim da Amazon'da Bose'un fiyati ucmus 300 dolar.Sonyler ise 35'ten basliyor.Bose en iyi marka,ama neden arada bir ucurum var anlamadim.
Bu kulakliklardan kullanan varsa bana fikir verebilir mi?
Bazen en guzel ses sessizligin sesi degil mi?Reklam slogani gibi oldu ama oyleee....

Almanya'daki Turk Varliginin Boyutlari

Bir Hatirla Sevgili (HS) aksami daha gecti ve ben gercek dunyaya donmek icin siyasi konular ele alan televizyon kanallarinda gezmeye basladim.Yoksa is,kariyer,egitim,doktora,siyaset akla gelebilecek ne varsa hepsinden daha once hayati belirlemesi gerekenin sevmek-sevilmek olduguna uzun sure inandiriyor beni bu dizi.Sanki karsilikli ve onunde engeller olmayan bir ask dunyayi daha guzel gosterir diye dusunuyor insan boyle zamanlarda,ama tam tersine mumkun olmayan,kavusulamayan asklar boyle hissettiren.
Neyse, asil yazacagim konudan bu kadar uzaklasabilirdim!HS oncesinde RTL'de icinde Turk karakterlerin oldugu dizi oldugunu tahmin ettigim bir program gordum.Alman kanallarinda Turkleri ilk gorusum degil,ama nedense sasirtti beni adlari Gul,Leyla ve Metin olan tipler gormek.
Aslinda bu Amerika'da Hispanikler'in oynadigi dizi gormek kadar normal.Yine de baska bir yabanci ulkede boyle bir duruma rastlanmadigi icin ilginc geliyor insana.Almanya'da Turk varligi bu noktaya gelmis demek ki.Sonucta uzun suredir Turk kokenli milletvekilleri var,ama televizyon onemli bir olcu.Bir nesil sonra onlarin hepsi biz 'Turk kokenli Almanlariz' der.Onlarin cocuklari ise dedem Turkmus diyen Almanlar olabilir.Gerci Almanlarin etnik bir vatandaslik anlayisi var Amerikalilar'in aksine,ama yine de bu gidisat engellenemez gibi geliyor bana...

Mart 23, 2007

Ekranlarin Nobetci Psikiyatri

Malum televizyon programlarinda konuya gore uzmanlar cagrilir,ozellikle tibbi konularda fikir alinir.Insanlarin baslangic duzeyinde bilgi almasi ve dogru yonlendirilmesi icin faydali bir uygulama.Bu sekilde tanidigimiz doktorlardan biri Arif Verimli olmustu.Ne var ki bu durumu o kadar abartmis ki adam artik gunun her vakti her kanalda cikmaya basladi karsimiza.Neredeyse bu doktor herhalde kanal kanal gezmekten baska bir is yapmiyor diye dusunmeye basladim.Cidden merak ediyorum docent unvanina sahip bir doktorun en onemli isi kadin ve magazin programlari basta olmak uzere televizyonlara mi cikmaktir?O kadar cok goruyorum ki ekranda Dr.Verimli'yi herhalde maasli calistiriyor olmali televizyonlar diyorum artik,cunku o programlara gidip-gelmek,beklemek inanilmaz vakit kaybidir.Bir de bazen oyle alakasiz yerlerde cikiyor ki-mesela magazin programlari-docent olan bir insan konu mankeni gibi orada beklemekten rahatsiz olmuyor mu merak ediyorum.
Dogrusu insan bu sekilde medyanin oyuncagi olan insanlara unvani,meslegi ne olursa olsun saygi duyamiyor...

Edit: Ekrandan ayrilmama konusunda Verimli ile yarisan isim elbette Zekeriya Beyaz.Artik ipin ucu oyle bir kacmis ki alakali alakasiz,hatta gereksiz tonla konuda 'hocam' diye baslayip sorular soruluyor.Kimsenin de gercegin ve yapilmasi uygun olani ogrenmenin pesinde oldugu yok.Amac ilgi cekmek,sansyasyona yol acmak.Artik 'studyoda gerginlik' alt yazisi kullanmiyorsan seyirci yok zaten...

Abesle Istigal de Ne Demek Abes Bizim Hayat Tarzimiz

Bosubosuna gerilmemek icin siyasi konulardan ozellikle uzak kaliyorum galiba son zamanlarda,tabii goreceli olarak.Takip etsem de yazmama yonunde kullaniyorum tercihimi.Oyle bir yil yasiyoruz ki siyasi anlamda daha gecen seneden 'kriz cikaracak' dusuncesiyle konusmaya basladik Cumhurbaskanligi secimini.Gozden kacirilan nokta bu makam icin secimlerin her zaman sorunlu oldugu.2000'de de Demirel yeniden secilsin yonunde akillara zarar bir hava esmisti.Sezer sag gosterip sol vurdu,butun ozgurlukcu soylemini secildikten sonra nedense unuttu.Soli Ozel'in yazdigi gibi cumhurun baskani olmaktan cok uzak bir tablo sergiledi.
Simdi ise gecmis yirmi yildan beter bir tartisma ve sanki aylar oncesinden hazirlanilmaya baslanmis bir krize sokulma cabasi icindeyiz.Samimi olarak halkin medya ve siyasetcilerin gundemini paylastigina inanmiyorum cumhurbaskanligi konusunda.Zaten ne oluyorsa bir avuc gundem belirleyen insanin velvelesiyle oluyor bu ulkede.
Basortusu konusu tartisilmasi gereken boyutu-ki bence ozgurluk baglaminda konusmamiz gerekiyor bu konuyu-asip cumhurbaskani secme-secmeme kriteri haline geldi.Oyle ki sirf bu nedenle esleri basortulu olmayan aday isimleri cikti ortaya.Oyle de biz bu makama secilecek kisinin 'kendi' niteliklerini goz ardi edecegiz neredeyse!Adaylar eslerinden bagimsizdir demiyorum,elbette kapali esi olan bir adam da cok yuksek ihtimalle onunla benzer dunya gorusunu paylasiyordur,ama biz artik ipin ucunu kaciriyoruz.
Gulay Gokturk'un tekrarladigi,ama hic kaale alinmayan bir nokta var:Eger bir kisi ortunerek bir mesaj veriyorsa ortunmeyerek de veriyordur.Yani her durus,her kisi zaten bir siyasi gorus tasir ve bazilarini temsil ettigi gibi bazilarini etmez.Bizde komik olan,gorusu/tercihleri belli olan insan ve partilere 'gorusune uygun davranma,kararlar alma' denmesi.
Kisaca herkes ancak kendi gonlundeki soz konusu olunca demokrat oluyor.Bu durumda da hayat tarzimiz abesle istigal haline geliyor.
Tum mesele eslerin durumu ise esi erkek olan birini,yani bir kadini secelim olsun bitsin:).Bu parlak Engin Ardic'tan geldi bu arada...

Turk siyasetinin kendine has sorunlarini anlatmaya kalkarsak tum blogu buna ayirmak lazim,ama asil mesele cevre-merkez mucadelesi malum ve merkezin kendini cevreden 'by default' ayricalikli gormesi.Kisaca iktidarin sadece kendine ait olduguna inanmasi.

Mart 22, 2007

Hayatima En Uygun Sifat:Yavan

Karninizi doyurmaya yarayan ama tadi tuzu ya da tanimlayamadiginiz bir seyi eksik yemek icin yavan tabirini kullanirsiniz.Iste benim hayatimin son zamanlarina en uygun sifat da bu.Dogdugum buyudugum sehirde,ilk defa tamamen sorumsuz bir zaman diliminde daha keyifli olur sanmistim her sey,ama Istanbul'da tum gun okula gittigim,trafige katlandigim,ama ertesi gun ya da haftasonu icin planimin olabilecegi yillari ozledim.Simdi gorunurde cok kotu giden bir sey yok,her gunum,hatta haftam tahmin edilebilir islerle dolu.Tum zaman benim ama bir ise yaramiyor okumak-yazmak ve yasami surdurmek icin gerekli seyleri yapmak disinda.
Her zaman soylerim: Bir insanin keyifli yasamasi ve ozellikle gezmesi icin uc sey gerekir: zaman,eslik edecek kafa dengi biri ya da birileri ve para.Bu ucu birlikte olmadigi zaman bir anlam ifade etmiyor,en azindan benim tecrubelerime gore...
Ve hele Turkiye'de tek basina Starbucks'a gitmek bile tuhaf geliyor insana.

Blood Diamond

Hollywood'un Afrika temali filmleri asagi yukari tahmin edilebilir oldugundan ve bir de DiCaprio'yu aktor olarak pek begenmedigimden bu filme hevesle baslamadim.Her Afrika temali filmde beklendigi sekilde sefalet icinde yasayan,somurulen ve birey olarak degeri olmayan yiginlarin yaninda onlarin acisindan kendi milletlerini de sorumlu tutan ve genelde insani yardim kuruluslari icin idealistce calisan beyaz bir erkek ya da kadin vardir.Bu mucadele sirasinda yollari kesisen iki beyazin aski da filme renk katar.Arada makus talihlerini yenen bir kac Afrikali olursa ne ala...
Kanli Elmas bu kliselerin biraz otesine gecmeye calissa da sinirda kalmis bence.Bu kez bas kahramanimiz Afrika'nin icinden,ama beyaz olmasi sayesinde diger yiginlarla ayni kaderi paylasmaktan kurtulmus.En buyuk derdi pirlanta kacakciligi ile kapagi gelismis bir ulkeye atmak.Baslangicta ruhsuz ve cikarci bir imaj verse de replikleri seyirciye sadece Afrika'nin kaderini bilecek kadar o kitayi iyi tanidigini soyluyor.Oyle ki filmde bir sahnede 'oglum buyuyup doktor olacak' diyen zenci adamin bos hayallerine icimden yazik derken bir kac saniye sonra DiCaprio'nun canlandirdigi adam,kendini pirlanta tacirlerinin kanundisi islerini belgelemeye adamis ve her cumlesiyle 'ben klasik Amerikali kiz degilim' deme cabasinda olan gazeteci kiza benim dusunduklerimi soyledi.Guzel,genc ve idealist Amerikali gazeteci de bu filmlerin olmazsa olmazlarindandir.Ironik olan gercek hayatta bu tur yerlerde calisan gazetecilerin bu tiplerle alakasi olmamasi.
Neyse,film fahis fiyatlandirilmis pirlantalari o noktaya nasil geldigini bilmeden alan Batililari, Afrika'daki insanlarin acilarini gazeteleri icin kullananlari ve tabii ki beyaz adamin somurusunu elestiriyor,ama ayni zamanda siyahlarin birbirlerine reva gorduklerine de isaret ediyor.
Bu kadar klise iceren bir filmi neden o kadar uzun tuttuklarini anlamadim,ama cocuk askerler konusu beni her zaman cok sarstigi icin gocunmadim da suresinden filmin.Ayrica her zamankinin aksine Dicaprio'nun oyunculugunu begendim.
Ilginc olan film bittiginde karakterlerin ismini hatirlamak icin kendimi zorladim.Bu da aslinda T.I.A (This is Africa) ifadesinin hakli olarak vurgulandigi filmin mesajini verdigini gosteriyor.Topraklarin kanla sulandigi kitada isminiz,cisminiz fark etmiyor,onemli olan kitanin degismeyen ve buyuk ihtimalle degismeyecek kaderi.

Geleneksel Terapi: Altin Gunleri

Ev kadinlarinin en buyuk sosyallesme araci,mutlaka istisnalar olsa da,altin ya da para ile yapilan gunlerdir.Dun sira annemde oldugu icin evde bir hafta onceden baslayan bir bekleyis vardi.Arada bilgisayarima bakmak icin odama gittigimde simurg 'ne isin var nette,git tadini cikar,bunlar terapi gorevi gorur' deyince hak verdim ona.
Aslinda kadinlar bir araya gelip dertlesiyorlarmis gibi gozukse de kim kimin nasil gorundugune gayet dikkat ettiginden ben de ayip olmasin deyip ev kiyafetlerim disinda bir seyler giydim,makyaj yaptim.Yalniz suslu ev terlik ya da ayakkabilarim eksikti galiba.Yanlisim varsa duzeltsin birileri,ama gunlerde-ev gezmelerinde bu ayakkabi-terlik isine cok onem veriliyor degil mi?
Iste esyalarimin bir kismi hala Amerika'da olmasaydi dun boyle bir sorunum olmazdi:).
Neyse, bu tur gunlerde ilk ve en uzun ve hatta donup dolasip gelinen konu kilolardir!Amerikalilar nasil havadan konusursa biz kilodan bahsederiz.Kim nerden,kac kilo almis-vermis,nasil almis vermis bunlar tekrar olsa bile bikmadan konusulur.Isin ironik kismi ise tum bunlara ragmen tum hamur isleri,tatlilar,baslangiclar yenir istahla.Genelde ev sahibesi kisi 'kusura bakmayin fazla hazirlamadim' dese de masada davetli sayisinin uc katini doyuracak yiyecek vardir mutlaka.Cocuklugumdan beri de en guzel kismi bu gelir bana ev gezmelerinin.Yemek yerine 'gun'den kalan seyleri yemek daima daha zevklidir.
Elinize toplu para gecmesi de hos kismi olmali.Donusumlu olarak herkese geri gelir verdigi para,ama ev kadinlari icin akillica bir yontem bence gun olayi.TL'nin degerinin daha kotu oldugu zamanlar bu gunler dolar ya da euro ileydi,ama bizimkiler milli ekonomiye katki adina YTL ile yapiyorlar.Aslinda orjinali altin sanirim.Bir aralar ceyrek altin gunleri oldugunu hatirliyorum.
Kisaca gunler eglenceli ve devam etmesi gereken bir gelenek bence.Hele de uzun sure bu tur ortamlardan uzak kalmissaniz,yurtdisindan gelmisseniz ya da burda olsaniz bile yogun bir tempoyla calisiyorsaniz...
Aslina bakilirsa eger tasasiz bir insansaniz,siyasetle ilgilenmiyorsaniz ve de gecim derdiniz yoksa ev hanimligi ve boyle gunden gune gezmek guzel is:)

Emniyet Kemeri Araba Kullanmanin Bir Parcasidir

Turkiye'de bunu soylemeye ne gerek var dedirtecek konularin bazen goze sokulmasi gerekiyor ve oyle seyler oluyor Turkiye'de ki kendi derdim ne olursa olsun dertlenmeden edemiyorum.
Son gunlerde kulagima emniyet kemeri takmamanin sonucu ortaya cikan olumlerle ilgili haberler daha bir cok caliniyor sanki.Gercekten aklim almiyor,tipki kapali yerlerde sigara icilmesi gibi.
Nasil olur da insanlar emniyet kemerini 'optional' gorurler?Taksan da olur takmasan da gorusu o kadar yaygin ki!Ustelik bu egitimli insanlarda bile boyle!
Neyse ki emniyet kemerinin araba kullanmanin ya da sadece yolcu olmanin bile gereklerinden biri oldugunu anlamam icin Amerika'ye gitmem gerekmedi.Benim tipik Turk vurdumduymazligi icindeki aileme ters bicimde bu kurali da kendimi bildim bileli uygularim,ama artik yoruldum insanlara 'kemerini taksana' demekten.Isin kotu tarafi cok samimi olmadiklariniza soyleyemiyorsunuz pat diye.Bununla ilgili bir anim da var.Amerika'da bir arkadasimin arkadasiyla bir yere gidecektik.Kullanan kisiyle yeni tanismistim.Emniyet kemerini takmadigini fark edince sasirmis ama bir sey soyleyememistim.Sonucta Amerika'da Turk de olsa herkes daha bir dikkatli bu konuda.Benim yapmam gereken hatirlatma yoldaki zenci gise memurundan geldi.Hem de cok anlamli bicimde.Adam kiza 'Guzel bir BMW.Eminim emniyet kemeriyle birlikte satiyorlardir' mealinde bir sey deyince sofor mahcubiyetle takti kemeri.
Turkiye'de birincisi gise memuru boyle bir laf etmez,ikincisi etse bile soforden 'sanane kardesim' tarzi bir cevap alir.Oyle oldugu icin de olumlu kazalar azalmaz iste...
Edit: Bu tepkim aslinda bir birikimin sonucu.Sokaga ciktim an oyle trafik ihlalleri ile karsilasiyorum ki gormezlikten gelmem mumkun degil.Gecen gun buyuk bir caddede karsidan karsiya geciyordum.Bana yesil yandigi halde sola donen bir araba hizla geldi.Dalgin olsam kesin ezilirdim.Soforu hem kirmizi da geciyor hem de telefonla konusuyordu.Cami acik oldugu icin bagirdigimi duydu ve sanki kendi hakliymis gibi el kol hareketleri yaparak devam etti.E gel de sakin ol,sikayet etme!

Mart 21, 2007

Like A Sailing Boat in the Ocean


Sailing -especially in the ocean- must feel good.It sure would give a great sense of freedom as long as you have a working compass or a navigation system...
Life has been teaching me- lately in a painful way- that what matters is not really the destination, but the roadmap...Afterall, what good does a destination bring unless you know how to get there?..

In other words, it is the PROCESS not the END stupid!

And I am sailing...Hoping to see an island- or even better a continent- to take refuge in the foreseeable future...

Mart 20, 2007

Ich Vermisse Dich...

Mein Deutsch geht schon schlecter.Ich habe fast alles vergessen,aber nicht alles...Mindestens kann ich die folgende sagen:
Ich vermisse dich...
Leider kannst du mich nicht hoeren...

Eksisozluk'ten Ogrenilmis Caresizlige...

Haberleri takip edip de 'bu konuda kesin yazmaliyim' dememek imkansiz.Ozellikle 'hadi zorla krize sokalim bu ulkeyi,rejim tartismasi cikaralim' diye cabalarin oldugu bir yerde.Aksama kadar kafamdan bir kac yazi,tepki gecti bu konuda,ama sanirim zihnim strese girmemek icin daha hafif konularla ilgilenmeyi secti.Neyse ki sabun kopugu malzeme bollugu da var.
Ilk isim youtube'a kavusmanin degerini anlamak icin oradan en favori dizim ve karakterimin ettigi belli cumleleri bulmak oldu!Vatana-millete faydasi yok ama bos zaman olunca boyle oldurebiliyor insan.Adamin (Cansel Elcin ya da benim kafamdaki ismiyle Ahmet) Fransiz bir sevgilisi oldugunu ogrendim.Zaten 'gurbetci' son tahlilde,sasirtici olmasa da,evet itiraf ediyorum sinir bozucu:).
Uyku tutmayinca bu tur durumlarda can simidi gibi yetisen eksisozluk'e daldim.Bugunlerde 'iste learned helplessness' diyerek basta kendiminki olmak uzere herkesin sorununa standart teshismis gibi aciklama getirme egilimindeyim.O nedenle bakayim sozlukculer ne yazmis dedim.Oradan yolum wikipedia'ya gecti.E bu kadar faydali bilgiyi blogumda paylasmasam olmazdi.Psikoloji ne kadar buyuleyici bir sey.Her seyin sasirtici aciklamasi var da o kadar kolay caresi yok:).Iste learned helplessness yani ogrenilmis caresizlik konusunda internetten temel bilgiler:
Learned helplessness is a psychological condition in which a human or animal has learned to believe that it is helpless. It thinks that it has no control over its situation and that whatever it does is futile. As a result it will stay passive when the situation is unpleasant or harmful and damaging. It is the view that depression results from the perception of a lack of control over the reinforcements in one's life that may result from exposure to uncontrollable negative events.
Aslinda detayli yazmak isterim tum bilgileri ama cok didaktik olur.Aslinda boyle akademik yani olan yazilari okumayi ozlemem hosuma gitti.Bu virusu kapinca ogrenmeyince tatmin olmuyor insan.
Simdi de sozluk'ten hosuma gidenler:
***öğrenilmiş çaresizliğin teorisi ise, daha sonradan 'his ve duygu yokluğu' olarak da tanımlanan depresyonu açıklayacak bir model için, insan davranışlarını da kapsayacak şekilde genişletilmiş.depresyondaki* insanlar, aslında çaresizliği öğrendiği için depreşiyorlar. bu insanlar ne yaparlarsa yapsınlar boşuna olacağını öğrenmiş oluyorlardı. hayatları boyunca da hiçbir şeyi kontrol edemeyeceklerini öğrenmiş oluyorlardı.
***bu ülkede
sivil toplum ve demokrasinin neden gelişmediğini çok iyi anlatmaktadır. millete, kafasına vurula vurula öğretilmiştir kendisine güvenemeyeceği, neden güvenmemesi gerektiği. dört bir yandaki düşmanlar bizi "ham yapmak" için her an hazır beklemektedir. bu ortamda en iyisi yerinden kıpırdamamak, hiç ses çıkartmamak, içine kapanmaktır. ve birileri topluma "bellettiği" bu çaresizlikten elde ettiği rantı çok iyi yemektedir.
***"neye el atsam bozuyorum , elimden hiç bir iş gelmiyor ve 35 yaşına geldim, opff " gibi söylemlerde bulunanların içinde bulundukları durumdur . 20 yaşındayken çaresizdiler fakat aşmaya calıştılar ,35 yaşında hala çaresizler fakat aşamadıklarının da bilincindeler . bi sonraki aşamaları büyük olasılıkla intihar etmek yahut topluma zararlı bireyler olmaktır.
*

Iste boyle, cok baglantili konular olmasa da:)

Mart 19, 2007

'Beni Bu Guzel Havalar Mahvetti' Mevsimi

Bugun Istanbul'da oyle ilik bir gun ki 'beni guzel havalar mahvetti' mevsimi basliyor nihayet dedirtti bana.Hayatimda degisiklik beklememe ragmen baharla birlikte havalarin insanin psikolojisini etkiledigi acik.Bu arada,en az Amerikalilar kadar hava durumuna dikkat etmeye ve bu konudan bahsetmeye basladim galiba!Ilk gittigimde bana cok komik geliyordu bikmadan usanmadan hava muhabbetleri yapilmasi.Kurtarici bir konu aslinda,ama samimi olduklariniz bile soze havayla baslayabiliyor.
Kisaca soguk olmasa da adinin kis olmasi yeten uzun aylardan sonra bahar geliyor galiba.Hosgelir sefa gelir.Bugunku ilik havada azicik yurumek bile guzel oldu.Keske her daim ilik havasi olan bir yerde yasasam bile dedim.Gerci bir seyi dilerken dikkatli olmak lazim,gerceklesebilir.O nedenle dilek hakkimi daha hayati konular icin kullansam iyi olur.

Canakkale'yi Anlayabilir muyuz?

Cocuklugumuzdan beri 'onemli gun ve haftalar' icinde olmasina ragmen 18 Mart'i hic layikiyla anladigimi dusunmuyorum son gunlerde.Belki yillarca kuru hamasi nutuklarla gectigi icin cogunlukla milli gunler ozunu anlamaktan uzagiz Canakkale Zaferi gibi cok da uzak olmayan destanlarin.Degil Anzaklar gibi binlerce kilometre yol kat edip gitmek Canakkale'ye, feribotla gecerken 'dur yolcu' yazisini gormekten ote bir bir bagim olmadi tarihin bu gercekten onemli ve unutulmamasi gereken sayfasiyla.Bu kisisel eksigim oldugu kadar Turkiye'de tarih ogreticiliginin hamaseti asamamasinin sonuclarindan biri de.
Kendine guvenmeyen ulkelerin laftan ote gecmeyen milliyetcilikleri yasim ilerledikce beni rahatsiz etse de Canakkale gibi destanlarin hakki verilmeli.Insan muharebeye dair detaylari okudukca,o donemdeki yokluklari,dusmanla aramizdaki asimetrik otesi guc dengesini dusundukce Canakkale zaferine destandan baska bir ad verilemeyecegini anliyor.Bugun benzer gucler karsi karsiya gelse uniformasi bile olmadan vatani savunmak zorunda kalan tarafin yenileceginden suphemiz olmaz.O nasil bir kendini feda etmedir, i olecegini bile bile on saflara kosmadir,akil alir gibi degil.Zaten akilla hareket edilseydi boyle bir sonuc alinabilir miydi?
Mustafa Kemal, bu savaşı "bu öyle alelade bir taarruz değil, herkesin muvaffak olmak veya ölmek arzusuyla harekete geçtiği bir taarruzdur" diye ifade etmiştir. Burada meşhur 57'inci Alay, hiç kurtulmamacasına Mustafa Kemal'in emrine uyarak tamamen şehit olmuştur.

Yillar once Galatasaray Lisesi'nin Beyoglu binasinda Canakkale'de sehit olan ogrencilerin fotograf ve isimlerini gorunce onlarin bile cepheye gittigini dusunup sasirmistim.Dogrusu simdi o ruh var midir merak etmeden edemiyorum.Elbette terore karsi sehitler veriyoruz,ama o gunlerdeki gibi her kesimden her siniftan mi?Ya da-Allah korusun- benzer bir felakette kim ne kadar olmeye gider?Bu sorularin cevaplarini vermek zorunda kalmamak en iyisi elbette,ama Canakkale'yi arkasindaki insan hikayelerini bilirsek daha iyi anlayacagimiz kesin.Bir donem bu topraklarda ailelerin tum erkeklerinin omru savasa gitmekle gecmis resmen...
Canakkale'yi bizim anlamamiz kadar anlatmamiz da onemli.Bugunun dunyasinda bunun en etkili yolu da sinema.Buna yaklasan bir zaferi bile olmamasina karsin Amerikalilar nelerin filmini yapip yuceltmisler,bizim Canakkale zaferi ile ilgili nasil bir eserimiz var?

Edit: Engin Ardic da Canakkale'yi kendinden beklenir bir tarzda yazmis. Cok sukur 18 Mart zaferinin Kurtulus Savasi'nin parcasi olmadigini ve Birinci Dunya Savasi'na Almanlar'la katilarak belaya ortak oldugumuzu biliyorum,ama yine de bu Canakkale'de yasananlarin destansi tarafini azaltmaz.Orada onemli olan o ortak ruh,inanc ve teslimiyet bence.

Mart 18, 2007

Hayirdir Insallah...

Bugun uzerimde alisikmadik bir iyimserlik var,hayirdir insallah.Az once Bulent Ersoy'un sarki soylerken Allahu Ekber diye bagirdigini duydum bu arada.Televizyona renk getiriyor kim ne derse desin, jurisi oldugu yarismayi da sirf onun yorumlarini dinlemek icin seyrediyorum:).Bugun bir seyler ogrenmek bana kendimi ise yarar hissettirdi,ben bos durmaya gelemiyorum,artik bu cok net.Kendimi iyi hissetmemin en onemli nedeni cok icimden gelmemesine ragmen kosu bandina cikmak ve bugunku egzersizimi de bitirmek.Bugun mesela 32 dakikada 3.2 km yurudum.Sanirim yurudukce kondisyonum artiyor.Amerika'da acik havada yururdum mumkun oldukca ama kosu bandinda insan ne yaptigini gorunce daha bir motive oluyor.Artik yurumeyince kendimi kotu hissediyorum.En isteksiz oldugum gunler bile hadi azicik daha deyip kendime hedefler koyunca kolaylasiyor isler.Bir de ipodun gaza getirici etkisi var.Hareketli sarkilari secmek lazim.Bugun sanki daglari asacak gibi motivasyonla yurumeme sebep olan da asagidaki sarki oldu.Zaten her daim sevmisimdir ozellikle zencilerden dinlerken bu sarkiyi:
If you need me, call me.
No matter where you are, no matter how far.
just call my name. I'll be there in a hurry on that you can depend and never worry.
(you see, my love is alive it's like a seed that only needs the thought of you to grow.
So if you feel the need for company, please, my darling, let it be me. I may not be able to express the love I feel for you, but a writer put it very nicely when he was away from the one he loved. he said down and wrote these words:)
No wind, (no wind) no rain, (no rain) Nor winter's cold Can stop me, babe (oh, babe) baby (baby) If you're my goal No wind, no rain, Can stop me, babe If you wanna go
I know, i know you must follow the sun Wherever it leads But remember If you should fall short of your desires Remember life holds for you one guarantee You'll always have me

And if you should miss my love One of these old days If you should ever miss the arms That used to hold you so close, or the lips That used to touch you so tenderly Just remember what i told you The day i set you free Ain't no mountain high enough.
Ain't no valley low enough (say it again) Ain't no river wild enough To keep me from you Ain't no mountain high enough Ain't no valley low enough (say it again) Ain't no river wild enough To keep me from you Ain't no mountain high enough Nothing can keep me To keep me from you Ain't no mountain high enough Ain't no valley low enough (one more time) Ain't no river wild enough (say it again) To keep me from you Ain't no mountain high enough Nothing can keep me To keep me from you

Komsuluk Guzel Seymis!

Istanbul'a geleli dort ay gecti, bir o kadar da liseden arkadasim Buket'in yan blokta yasadigini ogreneli.Buyuk olcude benim uzerimdeki rehavet ve moral dusuklugunden biraz da onun haftaici calistigini dusundugumden simdiye kadar gorusememistik.Bugun eger planli bir sekilde birileriyle gorusmeyi beklersem hic gorusemeyecegimi anlayip kurs sonrasi aradim Buket'i.O da musait olunca uzun ve guzel bir muhabbet ettik.Neredeyse 10 sene sonra gorusunce konusacak konu bitmedi,zaman yetmedi.Neden simdiye kadar ugramadigimi dusundum eski bir arkadasa.Hatta dort aydir yap-a-madiklarim icin kendime kizdim.Belki de Istanbul'da keyifli bir yasamimim olmasini istemiyorum bilincaltimda.Belki burada yeniden bir cevre olusturur ve rahat edersem ABD'ye gelecegim icin daha iyi olacagini bildigim halde donemem diye dusunuyorum,emin degilim.Yoksa ne aciklar ki bunca ay cogunlukla tv ve internet ile vakit gecirmemi?
Komsulugun ne kadar rahatlatici bir sey oldugunu hatirladim,hele de yasitim ve ortak noktalarim olan biriyle.Zira cocukluk arkadaslarimdan kimse kalmamisti apartmanda.
Bugunden itibaren gecmis dort ay gibi olmayacak hayatim bu sehirde.Belki zihnim,bedenim o rehavete ihtiyac duydu,cikmak istemedim evden,ama ben haber vermedikce kim bilecek ki burada oldugumu?

Mart 17, 2007

Hatirla Sevgili ve Politika Iliskisi

Cok kucuk yaslardan itibaren sebebi belirsiz bir bicimde siyasete ilgi duydugum icin beni o hallerimle hatirlayan komsular,okul arkadaslari uzun bir aradan sonra gorustugumuzde bile sakayla karisik ne zaman politikaya atilacagimi soruyorlar.Demek ki insanlar aklimizda ilk biraktiklari izlenimle kaliyor.Tuhaf da degil aslinda araya giren zaman ve mesafede kimsenin ne yasadigini bilmedigimiz icin.Aslinda bende politikaya ilgi hic azalmadi,sadece sekil degistirdi.Cocukluk ve ilk genclik yillarindaki hararet yerini akademik bakabilmenin sagduyusuna birakti.Yine de bizim ulkemizde bazi konular hic gerek olmadigi halde o kadar kutuplasma unsuru oluyor ve mantiktan uzaklastiriliyor ki insan sinirlerine hakim olmakta zorlaniyor.Aman gerginlik,yanlis anlasilma olmasin deyince de ben kendi adima aklimdan gecen bir suru konuda yazmamayi tercih ediyorum.Evrensel mantik ve ozgurluk ilkelerinden habersiz insanlar tarafindan etiketlenmeye hic niyetim yok:).
Gercek yasamdan mecburi bir uzaklasma olunca devreye Hatirla Sevgili gibi bir dizi girebiliyor:).Televizyon seyretmeyi her zaman seven biri oldum,ama hic bir dizi beni bu kadar etkilememisti.Sanirim icinde toplumsal hafizamizi su ustune cikaran unsurlar olmasi sebeplerden biri.Bir de bugun vazgecilmez olan bir suru sey o gunlerde olmasa bile sanki insanlarin daha anlamli bir hayati varmis gibi geliyor insana.Aslinda bu da bir yanilsama.50 yil sonra 2000li yillarin baslarini da benzer bir duyguyla seyredebiliriz.Isin tuhaf tarafi o yillarla uzaktan yakindan ilgim yok kitaplar ve belgeseller disinda.Sadece basta Buyukada olmak uzere mekanlar tanidik.
Dunku bolumden sonra teknolojinin hayatimizdaki yerini dusundum.Belki cep telefonu,email o donemde olsa Ahmet-Yasemin askinin kaderi farkli olurdu,birbirlerinden kopamazlardi.Insan bilmedigine sahip olmadigi icin mutsuz olmaz gerci, biz gelecekten gecmise baktigimiz icin oyle gorme egilimindeyiz.Biz butun bunlara sahibiz de ne oluyor?Birbirimize daha mi bagliyiz aslinda surekli bagli oldugumuz halde?
Aslinda Amerika gibi bir yerde bile teknolojinin yalnizlastirici etkisi tartisiliyor.Mesela Robert Putnam adinda bir akademisyen Bowling Alone adli kitabinda Amerikalilar'in eskiye oranla daha az bowling oynadiklarindan yola cikarak sonuclar cikarmis.Adam bunu mu yazmis yaza yaza demeyin,bowling bir olcu.Bir suru asistani almis,arastirmalar yapmis.Insanlar daha cok tv seyredip internette zaman gecirirken Amerikan toplumunun ayirdedici ozelliklerinden biri olan katilimcilik azalmis.Bunun tehlikeli bir gidisat oldugundan bahsederken adam ayni zamanda internetin de kendi dinamiklerini olusturdugunu soylemeyi ihmal etmemis.Haksiz da sayilmaz.Artik insanlar meetup gibi siteler araciligiyla organize oluyorlar.Daha fazla detaya girmeye gerek yok, diyecegim politika insani dizide bile olsa birakmiyor.Bence tam aksine ilginclestiriyor senaryolari bile.
Zaten ne demisler 'even if you are not interested in politics, politics is interested in you'...

Mart 16, 2007

Ayrimciligin Kaniksanmasi ve Kral Ciplak Diyebilmek

Kadinlar Gunu'nun uzerinden zaman gecti,ama bu konuda yazmaya ancak simdi sira gelebildi.
Malum gun nedeniyle cesitli aktiviteler duzenlendi,televizyonda tartismalar yapildi.Kadinlarin sorununu insanlarin genel sorunlarindan cok bagimsiz gormedigim icin ozel ilgi gostermesem de konusulanlari dinlerken bazi sorunlari,cok onemli olmasina ragmen nasil da gormezlikten geldigimizi dusunmeden edemedim.Elbette sadece Turkiye'de degil dunyada kadinlarin ilk sorunlarindan biri siddete maruz kalmalari.Sonra buyuk ihtimalle ekonomik ozgurluk konusu geliyor,ama aslinda bizim ulkemizde bu ozgurlukten once kadinlarin sahip olamadigi bir ozgurluk daha var: egitim ve inancini istedigi gibi yasama ozgurlugu.
Benim aklim,vicdanim basortu,turban adina ne derseniz deyin onunla universiteye kabul edilmemeyi kabul etmiyor,edemiyor.Hele hele bu konudaki mazaretlerin akla-vicdana-hukuka uygunmus gibi one surulmesini hic anlayamiyor,herhalde bize ozgu militer demokrasiyi ogreniyor insanlar diyorum.Diyelim ki kadinlar erkek baskisi nedeniyle kapaniyor,eger oyleyse kadinlara daha cok ozgurluk ve imkan verilmesi gerekmez mi baskidan kurtulmalari icin?Goruntulerinden ayristirilabildikleri icin sadece kadinlari cezalandirmak niye?
Halbuki donup dunyaya soyle bir bakilsa bu konuda komik duruma dustugumuz anlasilir.Elestirdigimiz Iran'dan ne farkimiz var bu konuda?Sadece bizde tersi yonde isliyor yasak.
Garip bir sekilde ayrimciligi oylesine kaniksamisiz ki kapali kadinlara uygulanan ve bana zencilerin belli yerlere girememeleri,belli meslekleri secmeyi akillarindan bile gecirememelerini animsatan bu yasaklar konusulmuyor bile.Buyuk ihtimalle ulkede yeterince gerginlik oldugu icin,ama zaten simdiye kadar sorunlari yok saydigimiz icin bu hale gelmedik mi?Ayrica bir ulkenin vatandaslarindan bazilarini digerlerine ustun kilan nedir eger hepimiz vatandaslik bagiyla bagliysak bu ulkeye?
Isin daha ilginci kamuda Iran'i hatirlatir bicimde uygulanan bu yasak ozel sektorde de yaygin.Son donemlerde buyuk ihtimalle AKP iktidari nedeniyle kapali kadinlarin artik her yerde gorundugu soylense de bence pek cok konuda onlara 'yokmus' muamelesi yapiliyor.Ilk kez unlu reklamci Serdar Erener soylediginde dikkatimi cekmisti reklamlarda hic kapali kadin kullanilmadigini.Elbette boyle bir zorunluluk yok,ama reklamlar toplumu yansitiyor ya da toplumu hedef aliyorsa bu iste bir carpiklik yok mu diyor insan.
Bu tur konularda tartismak ve beyin jimnastigi yapmak o kadar zor hale gelmis ki butun bunlari soyleyen insanin mutlaka bir parantez acip 'yanlis anlamayin laiklige sozum yok' demesi sart hale geliyor.Evet,laiklik vazgecilmez,ama demokratik,baski kurmayan ve temel ozgurlukleri kisitlamayan 'cagdas' versiyonu.
Korkarim liberal bir demokrasi olma yolunda atmamiz gereken adimlari atmak icin fazla pasif bir toplumuz.
Ayrimciligin hic bir turunun kaniksanmamasi icin kral ciplak diyebilmek lazim.Ne yazik ki masallarda bu is cocuklara kalirken gercek dunyada o kadari bile olmuyor...

21.Yilinda 32.Gun ve Asena!

Benim cocukluk hayallerimden biri 32. Gun ekibinde olmakti.O zamanlar tek kanalli ve sonradan da uzun sure cok kanalli ekranda en kaliteli politika/haber programi oydu.Icinden de malum bugunun habercileri,dokunakli sesli televizyonculari yetisti.Son yillarda gidisatini cok takip etmesem de ara ara iyice gec saatlerde rastliyordum.Ya ben buyuyup islenilen dosyalardaki konulari basit bulmaya basladim ya da artik misyonunu tamamladi program diyordum ki son zamanlarda az once Asena ve Buzda Dans'tan birilerinin konuk oldugunu gordum!Bu hallere de mi dusecektik dedim dogrusu.Bana her daim ne giyse ne yapsa yuzundeki basit kadin ifadesini degistiremeyecekmis gibi gelen ve ekranlari duygu somurusuyle yillardir gereksiz yere kaplayan bu dansoz 21. yilini kutlayan 32.Gun'de!
Eskiden yabanci devlet baskanlarinin,zor ulasilan ve sozu dunyada bir seyleri etkileyen insanlari bulup ekrana getiren 32. Gun'un dustugu hal bize medyamizin durumunu ozetliyor.
Seda Sayan'dan ne farki kaldi M.Ali Birand'in?Hos,onun basta Turkcesi evlere senlik ama seviye skalasinda 3.-5. sinif sarkici ve dansozlerle ayni yerde degildi gozumde!

Mart 15, 2007

Bunalima Girme Luksu Bile Olmayan Insanlarin Hikayesi


Will Smith'i bu senenin Oscar adaylarindan yapan the Pursuit of Happyness bana once klasik bir 'Amerikan ruyasini siz de yasayabilirsiniz' hikayesi gibi gelmisti reklamlarindan.Sonra cesitli yerlerde yorumlari okuyunca moralimi duzeltir,bana umut ve motivasyon asilar diyerek gittim seyretmeye.
Haftaici gunduz olunca benden baska uc kisinin daha oldugu salonda keyifle seyrettim filmi.Cevahir acilmadan once Profilo'ya giderdim sinemaya hep.Bir bucuk yildir gitmiyordum oraya en azindan.Dun Profilo'daki salon da gozume cok guzel gelmedi.Sanirim artik Cevahir'in salonlarindan sasmayacagim sira konusundaki onerimi dikkate almamis olsalar da.Neyse,ben asil konuya doneyim.
Filmin konusunu ve mutlu sonla bittigini bildigim halde onemli olanin Chris Gardner'in yoksullukla mucadelesi oldugu daha bastan belliydi.Turkiye'den bakinca Amerika'da adeta hic yoksulluk yokmus gibi gozukuyor ozellikle imaj nedeniyle,ama insan sistemin nasil isledigini bilince oradaki yoksuluugun daha bir eli kolu bagladigini hissedebiliyor.Filmde de tam adam belini dogrultacakken vergi borcu nedeniyle zaten azicik olan parasina el konuluyor.Iste herseyin kayitli oldugu sistem boyle isliyor.
Bas kahraman zenci bir erkek olunca onu daha zor bir hayatin beklemesi kacinilmaz, cok zeki olmasina ragmen sadece liseyi bitirmis olmasi da sasirtici bir durum degil.Asil ilginc olan terk eden genelde baba olmasina ragmen Chris'in ogluna her kosulda sahip cikmasi.
Filmi izlerken insan ABD'de calisma izni olmayanlarin bile gecinecek kadar para kazanabildiklerini dusunuyor,ama Chris'in neredeyse imkansiz gozukmesine ve kelimenin tam anlamiyla sifiri tuketmis olmasina ragmen hedefi buyuk.O nedenle de maassiz bir staj programina katiliyor karisi bunu geriye bir adim olarak gormesine ragmen.Kendimle benzerlik kurdugumdan midir nedir Chris'in bu davranisini ileri gorusluluk olarak niteledim ben.Halbuki gorunen sartlarda mantikli olan faturalari odeyebilecegi bir is aramasiydi.Ustelik staj programdaki kimse onun sefaleti konusunda fikir sahibi bile degilken.Bu noktada buyuk patronun taksi icin 5 dolar istemesi kilit sahnelerden biriydi.Adam icin hic bir onemi olmayan 5 dolar Chris'in cebindeki en buyuk paraydi.
Yine Chris ve oglu yatacak yer bulmak icin sira beklerken koseden ustu acik bir arabada nese icinde gecen gencler de bizim eski Turk filmlerden sahneleri andirsa da ABD'de de var olan zengin-fakir ucurumunun bir gostergesiydi.Yalniz tabii ki bir Turk olarak film boyunca 'ulan bunlarin bir tane bile mi sahip cikacak akrabasi yok' deyip durdum ABD'yi az cok bilmeme ragmen:)
Hayatimda -cok sukur- hic maddi zorluk cekmeme ragmen Chris'le aramda benzerlikler bulmam tuhaf gelebilir,ama cidden cogu yerde kendimi adamin yerine koydum.Belki de is garantisi bile olmayan bir staja baslayarak risk aldigi icin,ama onun da otesinde Amerika bana da hayati, markete girince fiyatlara bakmam gerektigini ve paranin zor kazanildigini ogrettigi icin sanirim.Filmde gorulen insanlarin bir kismi ABD'de sadece Philly'nin zenci mahallelerinde ya da Greyhound otobus terminallerinde rastlanacak tiptendi.Malum ABD'de toplu tasima neredeyse yok.Greyhound da trene gore cok daha hesapli oldugu icin bir sure sahit olmustum ABD'nin parlak olmayan tarafina.
Filmin sonlarina dogru Chris'in lisede hep en yuksek notlari alirken olabilecegim onca seyi dusunurken simdi hic biri degilim mealindeki cumlesi de cok dokundu bana.Durumumuz kiyas kabul etmeyecegi halde su aralar psikolojim kendimi onunla ayni kefeye koymaya pek musait.
Filmi seyrederken en cok one cikan dusuncem ise Chris ve onun gibi insanlarin bizlerin aksine bunalima girme luksu bile olmadigiydi.Ne kadar dibe vururlarsa vursunlar kalacak bir yer,bir ogun yemek icin savasmak,care bulmak ve her seye ragmen kan kustum,kizilcik serbeti ictim demek zorundalar.Zaten asil zor kismi da bu,mucadelenin hep surmek zorunda olmasi.
Tam bu nedenle filmin adi ve Chris'in Thomas Jefforson'in Bagimsizlik Belgesi'ne atifta bulunmasi dogru tercihler olmus.Mutluluk bir kere sahip olunup sonra tutulacak bir sey degil, aslolan insanin mutlulugu aramasi ve bu arayisa herkesin esit hakki olmasi...
Yine de ayni soru kafamda:):Bir tek amca,teyze,hala,okul arkadasi,komsu yok mu?Yani zenciler de kalabaliktir genelde aile anlaminda...

Mahrem ve Fazlasi

Son zamanlarda her okudugum ve seyrettigimi yazmaya sira gelemiyor bir turlu,ama Mahrem'den bahsetmezsem olmaz.Elif Safak'in ilk romanlarindan biri olan bu kitabi da cok begendim.Aslinda bir yazarin tum eserlerini okudugunuz zaman tekrarlara rastliyor gibi oluyorsunuz.Daha dogrusu yazarin dusunce tarzina asina oluyorsunuz.O nedenle Mahrem'deki kelime oyunlari,siirsel dil ve gecmisle gunumuz arasinda gidip gelmeler bana yabanci gelmedi.Buna ragmen yazarin tum romani gorme ve gorunme etrafinda kurgulamis olmasi beni etkiledi.Herkesin gordugu,hissettigi ama yazamadigi seyler uzerine bir roman insa etmek bence zeka meselesi,ama kitabi okurken ozellikle kelimelerin su gibi birbirini takip ettigini gordugumde bu isin bir kismi da Allah vergisi demeden edemedim.Kisaca Mahrem okunmaya deger bir kitap.
Cogu tanidigim yazarin Pinhan'ini da yere goge sigdiramiyor.Onu gecen sene okumayi denemistim sanirim,ama fazla siirsel bir dil ve mistik ogeler beni sarmiyor.
Mahrem'den once Cuneyt Ulsever'in yazdigi Topal Devrimci Cinayeti'ni okumustum.Kitap ilginc olmasina ragmen zaman zaman meclis tutanaklarina bile yer verdigi icin bazen makale okuyormus hissi veriyor,ama sonunda acaba Ozal gercekten dogal nedenlerle mi oldu sorusunu soruyor insan.Bir de kitabin adinda neden topal devrimci ifadesi kullanildigi kitabin kendisinden cikmiyor galiba.Ben yazarin onceki kitabindan neden o ifadeyi kullandigini bildigim icin simdi emin olamadim.
Seyrettiklerim arasinda da sondan bir once bizde nedense (istihbarat her zaman etikle baglasmiyor elbette ama daha cekici bir isim bulunabilirdi) Kirli Sirlar adiyla gosterime girmis the Good Shepherd var.Film beklentimi karsilamadigi,uzun oldugu,yavas ilerledigi icin ozellikle bahsetmedim.Bazi yerlerde gecmise gidis donusler oldugu icin konusu ajanlik olan bir filmi anlamak iyice zorlasabiliyor.Film bittiginde hala merak ettigim yer coktu.Herhalde filmden cikan en onemli sonuc ajanligi meslek olarak secmenin bir hayat secimi oldugu.Matt Damon adeta duygusuz bir adami oynamis.Film Soguk Savasi ve ABD dis politikasini bilmeyenlere iyice bunaltici gelebilir.Benim acimdan DC/Virginia civarini gormek hos oldu o ayri.
Ilk firsatta dun seyrettigim the Pursuit of Happyness'dan ayrica bahsedecegim.Anlatmaya deger cunku.

Film Keyfinin Eksikligi

Turkiye'nin sadece olumsuz yonlerinden bahsetmeye basladigim sanilabilir.Insan alistikca galiba ozlediklerinden cok ozlemediklerini goruyor.Belki de benim hayatima burada olmanin guzel yonleri yansiyamadigi icindir.Herneyse,eksikliklerden biri de film keyfi.Sinemalarda neredeyse her film var ABD'deki,ustune bir de her hafta yenisi cikan Turk filmleri.Ne var ki istedigim tum filmleri sinemada seyredebilmem mumkun degil.TV'de ise ancak DVD sayesinde insan istedigi zaman istedigi filmi seyredebiliyor.Iste bu noktada Netflix/Blockbuster gibi bir sistemin eksikligi hissediliyor.Hadi evlere posta ile gelmesinden gectim,soyle yaygin bir DVD kiralama dukkani agi olsa diyor insan.
Bebek'te bir tane gormustum,ama oraya gidip kiralayana kadar sinemaya giderim daha iyi.
Ironik olani ABD'de bu imkanlar olmasina ragmen vakit olmuyor cok.Burada da vaktim hic olmadigi kadar cok ama...

Mart 14, 2007

Bir Gun Maganda Kurbani Olmam Insallah

Gun gelip de Istanbul'da yasamak istemeyecegim aklima gelmezdi.Maalesef oyle bir hale gelmis ki bu metropol olmasi gereken ve kurtarilmis bolgeler haricinde binlerce koyun birlesimi diyebilecegimiz Istanbul seni uzaktan sevmek asklarin en guzeli diyor insan.Eger sadece belli yerlere gidip gercekten medeni,yani sehirli insanlarla muhatap olacak sekilde yasayabilsek tamam ama magandalar ve zihniyetleri her yeri kusatmis.Bugun de Profilo Alisveris Merkezi'ne gitmek uzere evden ciktigimda moralim fena sayilmazdi.Hava yagmurlu mesafe de cok uzak olmayinca hemen otobusle giderim diye dusundum.Daha Mecidiyekoy'e yaklasmadan trafik tikandi.Hic bir yere kipirdamak mumkun olmadigi halde sofor surekli kornaya basiyordu.Aldiris etmeden kitabimi okumaya calistim ama korna seslerinden-disarida da her yonden korna sesi geliyordu tabii ki-ne mumkun.En sonunda yolculardan bir adam sofore 'kaptan ne bu kadar korna caliyorsun' dedi kaba olmayan sekilde.Sofor sanki yolcu kabahat islemis gibi kaba bir cevap vererek insanliktan nasibini almadiginin sinyallerini verdi.Bir kac cumle sonra 'hasta misin kardesim,biz yol aciyoruz,sen kulaklarinin derdindesin' dedi!Adamin yol acma anlayisina mi sasayim,hem suclu hem guclu olusuna mi bilemedim ve soforle muhatap olmaktansa yolcuya destek verdim,bosuna kendini yormamasini,onun gibilerden binlerce oldugunu soyledim.
Otobusteki onca insan duyarsizliktan mi yoksa korkudan mi hic ses cikarmadilar bilemiyorum.Hos,bu millet basbakan-cumhurbaskani yargilanirken,asilirken ses cikarmamis,otobus soforunun kabaligini mi takacak?Simdi bile diktaya ses cikaracagini sanmiyorum kimsenin.Neyse, bu uzun konu,ama beni inanilmaz yoruyor bu vurdumduymazlik.Normal-anormal yer degistirmis bu sehirde.
O nedenle de yarin hadi gidelim dese biri giderim Bogaz'da son bir kahvalti ettikten sonra:)
Baslikla baglanti anlasiliyordur herhalde.Bu gidisle bir maganda kurbani olabilirim ben de.

Mart 13, 2007

Medeni Bir Turkiye'yi Ozlemek

Aslinda ozlemek zamaninda sahip olunan ve simdi uzakta olan bir sey icin kullanilir.Gercek anlamda modern bir Turkiye'ye hic sahip olamadik,ama galiba bir nesil oncesine gore daha kotuye gidiyoruz sosyal davranislar acisindan.Yasi otuza yaklasan ya da uzerinde olan insanlar bile bizim zamanimizda boyle miydi diye sormaya basliyor kendine.Hemen bir kac ornek vereyim de ne dedigim anlasilsin
*Yemek yeme alaninin cogunun sigara icenlere ayrildigi bir alisveris merkezinde dipte kosede icmeyenlere 'lutfedilmis' bolgeye gidilir.Sigara dumani ve kokusu uzerine bas cevrilince liseye gittigi tahmin edilen bir grup erkek cocuguna sigara icilmeyen bolgede olduklari hatirlatilir.Aldiris etmeyip icmeye devam edince icenler icin zaten tonla alan oldugu soylenir.Sanki biri gelmis keyiflerini kacirmis gibi 'tamam abla,tamam icmiyoruz' der gencler hem suclu hem guclu sekilde.Soyleyenin de keyfi coktan kacmistir zaten,ama akli da almamaktadir nasil onca serbest alana ragmen gelip de kucucuk yasak bolgede sigara ictiklerini.Sonra Sevgi Kurtlar Vadisi'nden bir sahne hatirlar: Koskoca sigara icmek yasaktir levhasinin yaninda sigara icen Polat Alemdar'a resmi bir gorevli gelip uyarida bulunur.Polat'in cevabi delikanlilara yakisacak(!) cinstedir: Parasi neyse veririz.
*Yine yesil otobuslerden birinde Sevgi'nin karsi karsiya oldugu ve gorunurde sehirli bir kiz telefonla konusmaktadir.Sevgi bu otobuslerde yasak oldugunu biliyorsunuz degil mi der.Sehirli(!) kiz sanki karsisinda kimse yokmus,hic bir sey dememis gibi davranir,bir kac aptal cumleden sonra konusmasini bitirir.Hayvana bile komut verilse anladigini, konusulsa karsilik verdigini hatirlayan Sevgi'ye hangi birini duzelteceksin demek duser icinden.Bir de inerken kiza donup ters bir bakis atmak,ama ne fark eder ki bu sozde sehirli varliklar icin.
*Taksim'in gobeginde her daim kalabalik bir tatlicida sigarasiz bolum acma geregi bile duymamistir bilmem kac katli mekan.Bunu da hic anormal gormedikleri bellidir,icmeyenlere terasa cikmalari tavsiye edilir kis gunu.Modern dunyanin bu kadar mi tersine isler kurallar?
*Son ornek kac gundur haberlerde.Yol kavgasi yuzunden bir adam denize atilir Sariyer'de.
Yuzme bilmeyen adam ve onu kurtarmak icin suya atlayan kardesi olur,suclular gazetecilere biz maganda degiliz diyerek saldirir!
Butun bu keyfilikleri gormek icin yurtdisindan gelmek gerekmiyor.Hep burada yasamis akli basinda insanlar da bu kafasina estigi gibi yasayan insanlar toplulugunun farkinda.Sigara ve trafik meselesine cok taktigim dusunulebilir,ama bunlar birer olcu.Trafikte kaostan rahatsiz olmayan,kural ihlalini normal sayan,sigara dumaniyla baskasini zehirleme hakki olmadigini anlayamayan zihniyet hukuk devletini,demokrasiyi,modernizmi nasil uygulasin?
Benim serzenisim findik ciktigi kabugu begenmemis olayi degil.Burada olsaydim yine rahatsiz olur,ama daha az yadirgardim belki.Sanirim ben Batili anlamda sehirli,medeni oldugumuz gunleri goremeyecegim.O nedenle de medeniyet neredeyse orada olmak istiyorum.
Ben oyle devlet,hukumet,belediye vs. nerede diyecek degilim.Sonucta devlet,hukumet vs. dedigin de aramizdan insanlar.Iste ancak buna layik oldugumuz sokaga cikinca ortaya cikiyor.
Belki de tam bu nedenle,gunumuz gencligini,toplumunu begenmedigim icin 1960lar'in Turkiyesi'ni anlatan Hatirla Sevgili'yi bu kadar seviyorum.

Mart 12, 2007

Televizyon Seyretmek Insani Aptallastirir ve hatta Kanser Edebilir ama TURKIYE'de

Artik Turkiye'de televizyonun insanlari aptallastirmak,uyusturmak ve azicik bile olsa kritik dusunme yetenegini tumden yok etmek icin kullanildigina inanmak icin yeterli sebebim var.
Kac aydir gereginden fazla ornek birikti kafamda.Ilk basta eglenceli geliyor kulaklarima inanamiyorum dedirten tutarsizliklar,duygu somuruleri,kendini tamamen hakli,otekini ocu gorenlerin kor dovusu,ama galiba insan tahribati bu ortamdan cikinca anliyor ancak.
Gazeteler icin de aynisi gecerli.Azicik yabanci medyayi okuyunca kendime geliyorum ben.Aslinda haberleri dahil bir seye benzemeyen televizyon kanallarini hayatimdan cikarmanin zamani geldi.Gazeteler de zihnimi copluge ceviriyor.Ne yazik ki Turk siyasetini takip etmeden yasayamam, o nedenle de katlanmak zorundayim bir kismina.Yine de artik filtrelemeye calissam iyi olacak.
Insanin isi Turk medyasindaki sacmaliklari ifsa etmek olsa hic issiz kalmaz.Turkiye'de yasamayanlar icin aklima ilk gelen ornegi vereyim de neden bu kadar isyan ettigimi anlasinlar.
Buzda Dans adi verilen unlulerin kendilerine yabanci calistirici ve ayni zamanda partner olan kisilerle yaristiklari bir program vardi dun geceye kadar.Yarismaya kanallari dolasirken rastlasam da tum hafta boyunca gazetelerde dedikodusu bitmediginden habersiz olmam imkansizdi.Dun geceki halkin oylariyla(!) Asena'nin partneri Jan adli adam Musluman olacagini aciklamis!Benim rastladigim bolumde rakibe Zeynep Tokus ve onun Amerikali partneri neden simdi acikladigini soruyorlardi.Tokus bunun altinda kalmak istememis olacak ki 'Ataturk Turkiye'ye dansi getirdi,biz de buz patenini sevdirdiysek...' seklinde baslayan bir cumle etti.
Daha fazla soze gerek var mi?Boyle bir ulkeyiz iste...

Ekleme: Televizyonun Turkiye'de herkesi esir aldigina bugun Altan Oymen bile kosesinde hem de detayli olarak Buzda Dans'a yer verince emin oldum

Mart 11, 2007

Etiketlemeye Merakli Bir Toplumda Fikir Melezi Olmak

Turkiye gibi bir ulkede yetismis olmanin sonucu olarak kendimi Dogu-Bati arasinda bir yerde hissetmem normal de bundan daha kotusu cogu zaman siyah-beyaz keskin ayrimlar yapmaya aliskin bir dunyada hep gri bolgede kalmak yanlis anlasildigim izlenimini guclendiriyor.
Zira hangi dusuncenin keskin savunucusunun yaninda olsam muhalif haline geliyorum o insanin yaninda.Biri ABD'yi pesin hukumlerle ve cok da bilmeden koca koca genellemelerle mi elestiriyor oyle laflar ediyorum ki o kisi beni 'Amerikanci' ilan ediyor kafasinda.Ozellikle ABD'deki Islam fobisini mi elestiriyorum buyuk ihtimalle dinleyenler beni ABD dusmani saniyor.Turkiye'de sistemin mesela basortusu konusundaki ayrimciligini mi elestiriyorum demek ki yeterince laik degilim.Kendini dindar sayanlarin ozelestiri yapmasini,kendileri icin istedikleri ozgurlukleri baskalari icin de samimi bicimde istemeleri gerektigini mi soyluyorum o zaman da onlarin gozunde sistemin hatalarini mazur goruyorum.Kurt meselesinin askeri boyuttan ote oldugunu mu soyluyorum, buyuk ihtimalle yeterince milliyetci olmuyorum, Turkiye'nin toprak butunlugunden, teror sorunundan cektiklerimizden bahsedince de-ozellikle yabancilar tarafindan- Kurtler'in sorunlarina goz yuman biri olarak kabul ediliyorum.Erkek egemen toplumda kadinlarin sorunlarina deginmenin bazilarinin gozunde insani feminist yaptigindan bahsetmeme bile gerek yok.
Halbuki ben bunlarin hic biriyle yaftalanmak istemiyorum.Tek derdim olaylarin tek boyutu olmadigini gostermek ve 'oteki'nin algilamasini da anlamaya calismak.Elbette keskin fikirlerim olan konular da var,ama her nedense kim hangi konuda kesin fikir yurutuyorsa ben muhalif oluyorum elimde olmadan.
Ben aslinda halimden memnunum.Bagnaz olmadigimi biliyor ve bunun icin sukrediyorum.Derdim ozellikle bizim toplumda iki-uc cumleniz ile kolayca kategorize edilmek ve etiketlenmek.
Hayatin cogu noktada siyah-beyazdan ibaret olmadigini ve belli siyasi bir durusu bile olsa bir insanin, her 'taraf'in hakli yonunu gorebilecegini ogrendigimiz gun belki daha saglikli tartisan bir toplum olabiliriz.
Kisaca ezberleri bozmak lazim...

Mart 10, 2007

Ah Sevgili Lisem

Resimdeki binalari bilmeyen yoktur herhalde.Aslinda Feriye Saraylari'nin bir kismi.Bir duvarla ikiye bolunmus.Resimde gorunen taraf benim sevgili lisem Kabatas Erkek Lisesi,diger kismi ise biz orada okurken Galatasaray Lisesi idi bir sure,sonra universite oldu.
Bosa konusmak gibi olacak ama keske o yillara donebilsem,bir saatlik ogle tatillerinde sahil boyunca onlarca tur atip yemegimi arkadaslarimla denize karsi oturup yesem.
Biz mezun olmadan icinde sinema ve lokantanin oldugu kisim bitmisti.Nedense kantin arka bahcedeydi.Simdilerde yatakhanenin oldugu kisimda Bogaz'a karsi bir cafe gibi.Neden daha once akil edilememis ki?Arka bahcede olmasina ragmen oturmayi sevdigimiz yerlerden biri de yangin merdivenleriydi.Torenler de guzelim Bogaz'a bakarak degil,arka bahcedeki eski binalar yonunde yapilirdi.Diploma toreni de arkada olmustu,ama cok sukur mezuniyetimiz Feriye Lokantasi'nda bir tekne turunun ardindan yapilmisti.
Hocalari,iceride olan biteni anlatmaya kalkarsam sayfalar surer.Kabatas'ta okumak bir ayricalikti.

Mart 09, 2007

Dolu Bir Insandan Inciler

Oyle bir ulkede yasiyoruz oyle kendinden emin insanlarimiz var ki bana yazacak malzeme asla tukenmiyor.Tam aksine zamanim yetmiyor tepki vermek istediklerime.Kadinlar uzerine yazacakken gozume takilan bir haber dehsete dusurdu beni.Kendisinden narsist birine yakisir aciklamalar duymaya alistigimiz Turk buyugu Hulya Avsar yine tarihe not dusmus.
Daha once de entelleri sevmiyorum diyen ve aslinda kayda deger bir is yapmayan, dizileri bile seyredilmedigi icin ekrandan kaldirilan bu kadina en guzel cevabi Engin Ardic vermisti zamaninda.Kulak asmamis olacak ki sunlari demis:
"Bunu hep kınadılar ama ben magazinsiz yaşamak istemiyorum. Fazla entelektüel olmaktan çok sıkılıyorum. Çok bilgili, kültürlü gezmeyi sevmiyorum. Çok dolu bir insan olduğumu düşünüyorum ama bunu göstermeyi sevmiyorum. Entel olmayı sevmiyorum. Entellerin kendilerinden başka kimseye saygılı olduğunu düşünmüyorum..."
Ben de soyle demeden edemiyorum:
Kendisi entelden ne anliyor bilmem ama soylemek istedigi aydinlarsa aydin olmak zaten farkindalik seviyesinin,toplumsal endiselerin tavan yapmasinin sonucudur.Yani basta kendine sonra topluma saygi kacinilmazdir.
Cok dolu bir insan oldugunu basina aciklayarak aslinda ne kadar dolu oldugunu gosteren Hulya Hanim acaba dolu olmayi mal-mulk gibi bir sey mi saniyor?Yani nasil zenginligi gosteris icin kullanmak ayipsa dolu oldugunu gostermek de mi ayip?Oyle de zaten birikimi (maddi degil elbette) olan biri bunu istemli bir sekilde simdi gostereyim ya da gostermeyeyim diye bir ayrim yapamaz ki!Bu insanin hal -hareket,konusma ve tepkilerine yansir zaten.
Kaldi ki kendisi de ne kadar birikimli oldugunu bir yazardan bahsederken onun kitaplarini yazilari kucuk oldugu icin okumayi sevmedigini soyleyerek ispatlamistir bizlere!
Dunyanin her yerinde sig insanlar populer kultur sayesinde servet kazaniyor,ama herhalde en azindan hadlerini biliyorlardir.

Shake It Up Sekerim?Bence Titre ve Kendine Gel Sekerim!

Eurovision yarismasini milli dava haline getirecek kadar onemseyecek degilim.Cocuklugumuzda bu bizler icin adeta onur meselesiydi,cok sukur o gunler geride kaldi.Yine de insan ulkesinin yarisacagi sarkinin adam gibi olmasini,ulkeyi temsil etmesini istiyor.
Kenan Dogulu'nun isminden daha itici gelen sarkisi (boyle ne Turkce ne Ingilizce ifadeler bugun eksisozluk'te okudugum gibi Bagdat caddesi genclerini hatirlatiyor sadece) beni sasirtmadi.
Ne muzigini ne sozlerini begendim.Zaten soz diye ortaya karisik yaptiklari seyler de anlasilmiyor.Iki satir disinda Ingilizce ne diyor bu adam derken buldum kendimi.Yabancilar ne anlayacak bilmem,ama Tarkan Ingilizce soylediginde de boyle hissediyorum ben.Onun daha iyi olmasina ragmen dili bence cig duruyor,yakismiyor Ingilizce soylemek.
Danslar,rengarenk sanki 80li yillarin diskolarini andiran isiklar da cok itici geldi bana.Ne zaman kendimizi Bati'ya sevdirmek icin sacmalamaktan vazgecegiz acaba?Kendimiz olmak bu kadar ayip mi?
Sertap Erener'in sarkisi yine anlasilirdi,muzik de daha duzgundu.Bu tam bir ozenti ornegi gibi gozukuyor.Hedef birincilikmis,olsun tabii ki,ama sonuc ne olur gorecegiz hep beraber...
Bu arada,son olarak Kenan Dogulu'nun ozellikle yavas sarkilarini ve bazi kelime oyunlarini sevdigimi belirteyim de onyargili oldugum sanilmasin.
Sadece shake it up sekerim olmamis,bence kendine gel sekerim...

Mart 08, 2007

Holdwater: Ermeni Iddialarina Karsi Mucadele Veren Amerikali ve Sitesi

Holdwater adini dun bana gelen e-maillerden birindeki haber sayesinde duydum.Asagida yer verdigim ve milyonlarca Turk'un iceride yapamadigini tek basina yapmata calisan bu adamin hikayesi ilham kaynagi niteliginde.Anne-babasi Turkiye'den gocmus,ama kendisini Amerikali olarak yetistirmeyi secmis kimligini Ermeni tehditlerine karsi -hakli olarak-gizli tutan Holdwater.Hikayesini asagida okuyacaksiniz.Asil onemli olan web sitesi.Dun incelemeye basladim,ama oyle cabucak bitecek gibi degil.Tek bir kisinin Turkler'de gorulmeyecek derecede bir azim ve istikrarla bu davayi is edinmesi cok etkileyici.Onun gibi insanlarin,ozellikle de Amerikan toplumunun bir parcasi olmus olanlarin artmasi gerekiyor.Aslinda dunyanin hangi ulkesinde yasarsa yasasin Turkler'in kendi tarihleri konusunda bilinclenmesi ve suclandiklarinda cevap verebilmesi gerekiyor.Iceride ne kadar hatamiz da olsa resmi her dusunce yanlis olmak zorunda degil.Neyse,Holdwater'in web sitesi soyle:
www.tallarmeniantale.com

Ne kadar cok kisi siteden haberdar olursa o kadar iyi olur.Tanitalim derim.Holdwater'in hikayesi ise asagida:

Ermenileri cildirtan gizemli Amerikali Sanal Alemde gercek kimligini adeta devlet sirri gibi saklayaraksurekli "Holdwater" takma adini kullanan New Yorklubir isadami, kurdugu populer bir internet sitesiyle, yillardir sistematik bicimde soykirim propagandasi yapan Amerikan Ermenileriyle Turkiye adina kiyasiyacarpisiyor.Bir Gazeteci, 2000'li yillarin baslarindan bu yanayayinda olan "Uzun Ermeni Masali" adli sitesi nedeniyle fanatik Ermenilerden surekli olum tehditleri alan, yayinlari hergun defalarca saboteedilen Holdwater'a ulasti ve amacini sordu.Cevap kisa ve netti:"Cunku Turkler hakli. Bu iddia,yakin tarihin en buyuk yalanidir!" Turkiye, uzun ve zengin tarihsel gecmisi sayesinde yalnizca "amansiz dusmanlar" degil, yerkurenin her kosesinden bir yigin "gonul dostu" da kazanmis son derece ozel ve ayricalikli bir ulke.Devletin zirvesinde yer alanlar uluslararasi arenada serseri mayin gibi dolasan turlu suclamalara ve aleyhte propagandalara var gucleriyle cevap yetistirirken, Turkiye'nin cogu kez adini sanini dahi bilmedigi bu gonul dostlari da Ankara'yi verdigi mucadelelerde sessiz ve derinden cabalarla desteklemekteler. .."Holdwater", bunlarin en ilginc ve siradisi nolanlarindan biri.Bu gizemli Amerikali, uzun yillardan bu yana ABD merkezli ve de cok etkili bir internet sitesinin finansorlugunu yapiyor."Tall Armenian Tale: Other Side of the Falsified Genocide" (Buyuk Ermeni Yalani: Sahte Soykirimin Oteki Yuzu) adli sitenin ana hedefi ise -adindan da anlasilacagi uzere- Ermeni diasporasinin soykirim iddialarina esasli yanitlar vermek.Her tarih arastirmacisinin mutlaka incelemesi gereken bu muhtesem arsivde Ermeni propagandasina cevap olusturan ne cesit bilgi, belge ve fotograf ararsaniz fazlasiyla var.Ancak elbette ki Ingilizce bilmek kosuluyla...Teknik kusursuzlugunun yanisira icerdigi derin Turkiye sevgisi karsisinda da hayrete dustugumuz bu sitenin kurucusunu yakindan tanimak uzere sanal alemde yola ciktigimizda,dogrusu ya, ilk anda, "daldigi dunya islerinden biraz olsun basini kaldirip, zamaninin ve parasinin bir bolumunu ulkesinin global cikarlari icin harcayan "vatanseverbir Turk" ile karsilasacagimizi umuyorduk.Ancak, sonuc pek de oyle olmadi.Daha dogrusu hic oyle olmadi ve karsimiza Turklukle iliskisi kildan ince kilictan keskin bir Amerikali isadami cikti!Soylesi konusunda ilk asamada oldukca tereddut eden"Holdwater", kendisine ilettigimiz kisisel bilgilerive referans mahiyetindeki haberlerimizi enine boyuna inceledikten sonra bazi sorularimizi cevaplandirmayi kabul etti.Muhatabimiz, kendisiyle ilgili bilgiler vermeden once, yabancilara karsi sergiledigi bu yogun kuskuculugun nedenlerini ise soyle acikladi:"Titizligimi sakin ola kisiliginize yonelik bir tavir olarak algilamayin.Bu aciklamalari yapmadan once sizi ve soylesimizin yayinlanacagi mecrayi mutlaka yakindan tanimak zorundaydim.Yoksa, Turkiye'nin dostlari benim de dostlarimdir.Ancak, siteme her gun Ermeniler tarafindan en az 20-30 hacker saldirisi yapiliyor.Oylesine pahali ve gelismis bir guvenlik sistemine sahibim ki site her seferinde en fazla 3-5 dakikacokuyor, sonra yeniden devreye giriyor.Aldigim hakaret ve tehdit mesajlarinin ise haddi hesabi yok.Sizler, binlerce kilometre otedeki ulkenizde Amerikan Ermenilerinin Turklere ve Turkiye dostlarina duydugu nefretin boyutlarini tahayyul bile edemezsiniz.Bu insanlar butun hayatlarini Turkiye'yi her alanda guc duruma dusurmeye ve karalamaya adamis durumdalar.Ozellikle California ve Kanada'daki Ermeni toplumu bu is icin neredeyse ulkenizin butcesi kadar para harciyor.Sizler ise Turkiye'de buyuk bir umarsizlik ve piskinlikle uyumaya devam ediyorsunuz!Bu nefret dolu insanlar, tarihte hic yasanmamis hayali bir soykirima pek yakinda butun dunyayi inandiracaklar.Turkiye, 1915'te kendisini savasin en kotu gunlerinde arkadan vurup binlerce yurttasini katleden hain bir topluluga verdigi hakli bir cezanin bedelini, 20. yuzyilin ikinci buyuk soykirim hareketinin sorumlusu olarak lanse edilerek odeyecek!"
"Atadan Turk" bir Amerikali Holdwater'a buyuk bir merak icinde sordugumuz ilk soru dogal olarak su:"Siz kimsiniz? Turkiye'ye yonelik bu icten sevginiz nereden kaynaklaniyor?Muhatabimiz, "Resmi makamlar icinde yuvalanmis Ermeniler de dahil, sayica cok kalabalik bir grubun tehdidi altindayim.
Beni 'Holdwater' olarak tanimaniz yeterli. Size gercek adimi soylersem ve siz de bu adi gazetenizde basarsaniz, emin olun ki en fazla birkac gun icindene aile huzurumdan, ne gayet duzgun giden ishayatimdan,ne de internetteki sitemden eser bile kalmayacaktir.Bu zorlu mucadeleyi otuz yildan bu yana cenemebasariyla hakim oldugum icin surdurebiliyorum. O yuzden, lutfen beni bu hassas konuda fazla zorlamayin."Turkiye dusmanlarinin gitgide arttigi\nbu uzak cografyada boylesine aykiri bir kisilikle karsilasmak artik pek de kolay olmadigi icin,Holdwater'in anlattiklariyla ister istemez yetinmek durumundayiz."Halen 50'li yaslarimdayim. Annem ve babam 1940'larda ABD'ye goc eden iki Turk vatandasiydi. Ben 1950'lerde New York'ta dogdum.Ailem bu ulkeye kolay uyum saglayabilmem ve digergocmenler gibi gettolarda kaybolup gitmemem icin,bana cocuklugum boyunca Turkiye hakkinda hemen hemen hicbir sey anlatmadilar; hatta tek kelime Turkce bile ogretmediler.Bilemiyorum, belki dogru, belki de yanlis yaptilar.Ben artik bunu onlarla tartisacak durumda degilim.Cunku her ikisi de bu dunyadan goctu.Turkiye'yi hayatim boyunca hic gormedim ve tam bir Amerikali olarak yetistirildim.Zaten adim da bir Amerikali adidir.Cok unlu bir kolejden mezun oldum.Genclik yillarimda ticarete atildim, sonrasinda zengin ve saygin birine donustum.""Pekiyi, bunca aile ici asimilasyondan sonra, Turk kokenlerinizi nasil biliyorsunuz o zaman?" diyesoruyoruz bu kez."Tabii, her ne kadar silinmek nistenen bir gecmis de olsa, cocuklugumda evdekikonusmalardan aslinda Turkiye diye bir yerdengeldigimizi farkediyordum. Bir de 'Selamunaleykum' ,'merhaba', 'gunaydin" diye birkac kelime kalmisti aklimda.Bu gercekle ilk yuzlesmem kolejdeyken oldu.
Bir gun okuldaki panoya baktim, Ermeni gencler duvara bir propaganda afisi asmisti.Turk bayraginin yildizini Nazilerin gamali hacina benzetmislerdi ve o hactan da Ermeni kani damliyordu.Bu goruntu beni cok sarsti.Eve donunce anneme 'Anne, Turkler gercekten Nazilerden farksiz bir millet mi? Onlar yuzbinlercesucsuz Ermeniyi katletmis, dogru mu? Eger oyleyse, bizlerde katil miyiz' diye sordum. Annem bana sarildi ve uzuntuyle 'Sakin okulda diger cocuklarla boyle tartismalara girme, yoksa seni doverler, hatta okuldan bile atarlar.Onlar bizden guclu, Turk oldugunu cevrenden daima sakla' dedi.Babamin da tepkisi buna yakin oldu. Ben ise annemin gozlerine sinen o korkuyu omrum boyunca hep hatirlayacaktim. " Bu arada, Turk toplumunun Amerikan medyasindaki imajinin -genelde Ermenilerin kiskirtmasiyla- nekadar kotu oldugunu da uzulerek farkettim. Ermeniler, ABD'de medya ve sinema endustrisinin her kosesine sizmis durumdaydilar ve bu kisiler Turkiye'yi asagilama yonundeki en kucuk bir firsati bile kacirmiyorlardi.Halen de oyledirler. Internet cagi baslayinca, daha once brosurlerle yaptigimi bu defa siteyle yapmaya basladim. Olene kadar da bu mucadeleyi surdurecegim. "Holdwater'a gore Turk Devleti; gazeteleri,dergileri, sinemayi, televizyonu, sporu, edebiyati, hatta diplomasi ve turizmle olusan bireysel dostluk iliskilerini bir butun olarak karsi propaganda da kullanmayi ogrenmedigi surece, Ermeni yalanlarinin karsisinda ilelebet durabilme sansi olmayacak.Ona gore, saglikli bir iletisim kurmanin imkansiz oldugu bu goz donmus topluluk karsisindaki en iyi savunma yontemi "saldiri" ve Ankara da artik gercekgucunu kullanip ataga kalkmak zorunda...Son sorumuz ise "inanc" uzerine. "Kendinizi hangi dinden hissediyorsunuz? " diye soruyoruz."Ben, kendi sosyal cevremde pazarlari ailesiylebirlikte kiliseye giden tipik bir Hiristiyangorunumundeyim" diyor,"Ancak zamanla aslima ait herseye nasil tek tek donduysem, fazla sezdirmeden oz dinime de donmeyecabaliyorum.Kendimi simdilik bir 'kulturel Musluman' olaraktanimlayabilirim. Daha sonrasini ise yalnizca Allah bilir!"Holdwater'in kurup yonettigi "Tall Armenian Tale", sanal alemdeki sitelerin ziyaret edilme sikliginiolcen bagimsiz gozlemci kuruluslar tarafindan ABD'de internetin "en populer 25 tarih sitesi" arasinda gosteriliyor.Site su anda da rating olarak bir hayli ust siralarda yer almakta.Ancak Holdwater, basta ABD olmak uzere butun dunyadan cok ciddi sayida ziyaretci alan sitesininTurkiye'deki Turkler tarafindan hala yeterince taninmadigini belirtiyor ve verdigi bu kararli mucadeledeki yalnizligini ince bir elestiri iceren su sozlerleacikliyor:"T.A.T, sanal dunyada Ermenilerin butun engelleme girisimlerine ragmen yillardir faaliyette.Ancak bugune dek beni Turkiye'den arayip kacirmiyorlardi.Halen de oyledirler. Internet cagi baslayinca, daha once brosurlerle yaptigimi bu defa siteyle yapmaya basladim. Olene kadar da bu mucadeleyisurdurecegim. "Holdwater'a gore Turk Devleti; gazeteleri,dergileri, sinemayi, televizyonu, sporu, edebiyati, hatta diplomasi ve turizmle olusan bireysel dostluk iliskilerini bir butun olarak karsi propaganda da kullanmayi ogrenmedigi surece, Ermeni yalanlarinin karsisinda ilelebet durabilme sansi olmayacak.Ona gore, saglikli bir iletisim kurmanin imkansiz oldugu bu goz donmus topluluk karsisindaki en iyi savunma yontemi "saldiri" ve Ankara da artik gercekgucunu kullanip ataga kalkmak zorunda...Son sorumuz ise "inanc" uzerine. "Kendinizi hangi dinden hissediyorsunuz? " diye soruyoruz."Ben, kendi sosyal cevremde pazarlari ailesiylebirlikte kiliseye giden tipik bir Hiristiyan gorunumundeyim" diyor,"Ancak zamanla aslima ait herseye nasil tek tek donduysem, fazla sezdirmeden oz dinime de donmeye cabaliyorum.Kendimi simdilik bir 'kulturel Musluman' olarak tanimlayabilirim. Daha sonrasini ise yalnizca Allah bilir!"Holdwater'in kurup yonettigi "Tall Armenian Tale", sanal alemdeki sitelerin ziyaret edilme sikligini olcen bagimsiz gozlemci kuruluslar tarafindan ABD'de internetin "en populer 25 tarih sitesi" arasinda gosteriliyor.Site su anda da rating olarak bir hayli ust siralarda yer almakta.

Bu Ulkede Yazacaklar Hic Bitmiyor!

Nazli Ilicak'in programinda bu hafta ne var diye bakinca yine onemli bir konu,daha dogrusu Turkiye'nin kanayan yaralarindan biri cikti karsima:Siyaset-medya-asker iliskileri.
Uzun uzadiya anlatmaktansa bence resmi cok guzel ozetleyen Alper Gormus'un super bir tespitini aktarmak istedim: Gormus,iktidar-medya gerilimi hakkinda bir soruya asagi yukari soyle dedi: Bizde basinin cogunlugunun yaptigina muhalefet denmez,cunku muhalefet mesru gorulene yapilir,mesru gorulmeyen,bir nevi ic dusman sayilana ise direnilir,ona karsi savasilir.Iste Turkiye'de hukumet-medya iliskisini bu onkabul belirliyor.Gormus,Nokta'nin bu haftaki sayisinda ise gazetecileri TSK yandaslari ve karsitlari olarak tanimlamis.Aslinda bence TSK tarafindan sevilenler ve afaroz edilenler demek daha uygun.
Benim Turkiye'ye tahammulum giderek azaliyor galiba.Ya kafami kuma gomerek,olan biteni umursamadan yasamaliyim -ki bunun icin cok gec artik-ya da olan bitenin beni etkilemesine izin vermemeliyim.

Mart 07, 2007

Kisi Olmayan Bir Istanbul'da Ortakoy

Bugun keyifli icerikli seylerden bahsetmekti niyetim,ama Turkiye gibi bir ulkenin agir mirasini ve bitmeyen sorunlarini uzerinde tasiyan milyonlardan biri olunca ciddi konulardan sira gelmiyor ki yasamaya.Niyetim Ortakoy'de cektigim kisacik videolari youtube hesabim araciligiyla arkadaslarimla paylasacaktim,ama anlattim iste traji-komik yasagi.
O kadar piril piril,gunesli ve durgun bir hava vardi ki bugun evde oturmak ayip olurdu.Sinemaya ya da baska kapali bir mekana gitmek de.O nedenle yalniz da olsam Ortakoy'e gitmeye karar verdim.Gittigimde de benim gibi yalniz insan neredeyse yok denecek kadar az olsa da evde durmaktan iyiydi.
Onca sira sira dizilmis kumpircilerden kumpir alip denize karsi oturup yedim.Havanin guzelliginden olacak haftaici oglen saati icin kalabalikti Ortakoy.Sonra biraz guvercinlerle oynayan cocuklari seyrettim,Mado'da oturup dondurmali sahlep ictim ve keske Istanbul'da her gunumuz boyle denize nazir gecebilse dedim.Oradan dort senemi gecirdigim liseme bakarken ne kadar sansli oldugumuzu dusundum.Cidden ogle tatillerinin tadi baskaydi Kabatas'ta.Neyse,en son olarak da hic aliskanligim olmadigi halde takicilara baktim.Bugun kupe takmayi unuttugumu gorunce de bir cift kupe aldim kendime.
Donuste trafik ve kalabalik sinir bozucu olsa da sadece ceket giyilerek gezilebilen bir gunde Ortakoy'de olmak guzeldi.
Istanbul'a bu sene kis hic ugramadi,ugramayacak da anlasilan.

Rezalet: You Tube'a Erisimin Engellenmesi

Dun gece haberlerinde youtube.com'a girisin engellenme haberine kulak asmadim bile.Sonucta nasil engellenebilirdi ki eglence amacli ve en onemlisi evrensel bir web sitesi,teknik olarak mumkun olabilirdi,ama mantiga sigar miydi?Sagir sultan bile duydu gerci ama sebep kendini bilmez bir Yunanlinin Ataturk'e hakaret iceren videoyu youtube'a koymasi.Ne kadar sinir bozucu olursa olsun serseri ve fasist bir Yunanli'nin yaptigini koskoca bir web sitesinden cikarmak,sansurlemek akil kari mi?!Bu mantikla bakarsak eminim Turkler'den de baska milletlere ya da sahislara hakaret iceren videolar yapanlar mevcuttur.
Internete erisimi engelleyen dikta rejimlerini elestirirken dustugumuz duruma bakin.Tarif edecek kelime bulamiyorum.Yazik bu ulkeye.Bindigimiz dallari kesmede, denizi gecip derede bogulmada ustumuze yok.Bati'da ne denecegi umrumda degil su an cunku ne derlerse hakli olacaklar.Ifade ozgurlugunun engellenmesinden baska bir sey degil bu...

Insallah youtube'u acmaya calismak suc sayilmiyordur!

Edit: Sinir ve tepki icinde aklima ne geldiyse yazmisim bu konuda.Haliyle bazi noktalar eksik kalmis,bazilari da daha iyi ifade edilebilirmis.Cuma gunu itibariyle yasak kaldirildi.Her zamanki gibi dunyaya kendimizi rezil ettikten sonra hatadan donduk (tipki tum 301 davalari ya da diger ifade ozgurlugu konularinda oldugu gibi).Ne oldu?Yasakci Turkiye imaji pekisti.Elbette utanc duymamiz gereken yasaklarimiz var,ama bir Cin de degildik hani...
Bu konuda M.Ali Birand'in haberlerdeki yorumu takdire sayandi.Medyanin olaylari korukledigini soyledi,ama ironik bir bicimde halki bir densizin yaptigi video konusunda galeyana getiren kendi calistigi kanalla kardes sayilan gazetelerdi.Bu yangina korukle gitmelerden Dogan Grubu ne fayda sagliyor cok merak ediyorum, ya da Turk burokrasisi,daha dogrusu bu absurd kararlari veren kimlerse...

Bir Akademisyenin Dikkate Deger Kose Yazilari

Akademik disiplin ve ahlaka sahip insanlarin yazilari cidden bir baska oluyor,hemen fark ediliyor agirliklari.Gunu kurtarma telasiyla karalanan koseleri asip tarihe not dusen ya da okuyucunun perspektifini genisleten bu isimlerden cok az var basinimizda.Bunlardan biri ve benim ancak yakinlarda dikkatimi ceken bir isim Mumtaz'er Turkone.Asagida bazi bolumlerini verdigim yazinin tamami burada bulunabilir.


'Tehlikenin farkında mısınız?'
Korkudan kaskatı kesilmiş vaziyetteyiz. Her yanımız düşman, her yanımız tehlike olunca elimiz ayağımız tutuluyor. Tıpkı namluyu düşmana çevirmiş, kımıldamadan tetikte duran koruyucularımız gibi hareket etmeden duruyoruz...

Şizofrenik bir dünyaya, bu dünyada imal edilen paranoyalara esir olup, kafamızı kuma gömdüğümüz zaman elimizin altından kayıp giden çağın ve bu çağın icaplarına uzak yaşamanın bize vereceği zararların farkında mısınız?..
Bu uzun tecrübeye rağmen hâlâ elinde silah bulunanın iktidara el koyması gerektiğini savunan örümcek beyinli, çağdışı kafaların var olduğunu biliyor musunuz? 130 yıllık demokrasi tecrübesine rağmen, bir günde bir muz cumhuriyetine dönüp ilkel, zorba ve geri bir dikta yönetimine sürüklenme tehlikesinden haberdar mısınız?..
Laikliğin tehlikede olduğunu söyleyenler, Türkiye'nin bölünme ihtimalinden bahsedenler etrafa korku yayıyorlar. Bu korkudan bir iktidar çıkartmaya yelteniyorlar. Hukukun olmadığı yerde, demokrasinin mevcut olmadığı yerde laikliği yaşatamazsınız. Yaşama ve halkın vazgeçilmezi olma şansına sahip tek laiklik, demokratik laikliktir. Demokrasisiz laiklik, birilerinin dikta arayışının bahanesinden ibarettir. On sene önce laiklik adına ülkeyi gerginliğe ve ekonomik yıkıma mahkûm edenlerden hiçbirinin ortaya çıkıp konuşamadığına, şu geçtiğimiz "10. yıldönümü" münasebetiyle şahit olmadık mı?